İran gezimi planlarken başlangıç noktası olarak bir kaç seçeneğim vardı. İlk şık; bir iç hat uçuşu ile Van’a ulaşmak oradan Kapıköy Sınır Kapısı üzerinden Tebriz’e ulaşmak, ya da doğrudan Tebriz’e uçmak. Diğer bir seçenek Tebriz’i atlayarak bir çok firmanın uçtuğu Tahran’a direk uçmak. Son seçeneğim ise, gezi rotamın en uzak noktası olan Şiraz’a uçup, Yazd-İsfahan-Tahran rotasını takip ederek geri dönmek.

Maalesef Tebriz ve Şiraz sadece THY’nin uçtuğu ve genellikle ters saatlerde pahalı bilet satılan rotalardı. Biraz yolu uzatmak pahasına Van’a uçarak oradan Tebriz’e geçmeye karar verdim.

Yazımız ilginizi çekmiş ve okumaya başlamış hala neden İran diye soruyorsanız, şuradaki yazımızı okuyarak başlayabilirsiniz. Eğer gezimizle ilgili istagram hikayelerim ilginizi çekerse instagram adresimdeki İran’a özel dosyalara göz atabilirsiniz.


Van’dan İran’a Kara Yoluyla Nasıl Geçilir?

İran’a kara yoluyla nasıl geçilir? Van’dan Tebriz’e nasıl geçilir? İran’a trenle ulaşım var mı? İran sınırında pasaport kontrolü, Van’dan Tebriz’e otobüs ücreti ne kadar ve daha fazla merak ettiğiniz pek çok sorunuza yazımızda cevap bulabilirsiniz.

Öncelikle şehrin biraz dışında bulunan Van Otogarı’na ulaşmanız gerekiyor. Maalesef yazı tarihi itibariyle hava alanından şehre toplu ulaşım yoktu. Taksiyle ulaşım yaklaşık 10-15 dakika sürüyor, ücret yaklaşık 30 lira. Vaktim var, biraz tasarruf yapalım derseniz, hava alanının girişinden yaklaşık 800 metre ileride ana yola çıkarak, şehir içi toplu taşıma araçlarıyla da otogara ulaşabilirsiniz. Van’ın çoğu zaman soğuk ve yağışlı havasını dikkate almakta yarar var.


Otogarda yazıhanelerde Tebriz ile ilgili bir tabela bulamayacaksınız. Nereye gideceğinizi soran, her halinden oradaki firmalar için çalıştığı belli tipteki kişilere durumunuzu iletirseniz, bir kaç telefon görüşmesi ile kısa sürede size bir araç ayarlıyorlar. Hareket saatleri düzenli değil, Nevruz gibi yoğun dönemlerde denk gelirseniz büyük otobüslerle gidebileceğiniz gibi, sakin bir dönemde küçük bir takside biraz sıkışık bir vaziyette Tebriz’e ulaşabilirsiniz. Benim bulunduğum dönemde 5-6 saatlik yolculuk için istenen tutar 70 lira idi.


Harita üzerinde baktığınızda Van-Tebriz arasının 300 km bir mesafe olduğunu göreceksiniz. 3-3,5 süreceğini düşündüğünüz bu mesafe, sınır kapısı geçişi, kötü yollar ve yolda verilen molalarla birlikte 5-6 saati bulabiliyor.

Minibüs bulamadınız, zaman kaybetmek de istemiyorsunuz, bir taksi ile anlaşarak sizi Kapıköy Sınır Kapısına bırakmasını isteyebilir, ya da Saray minibüsleri ile sınıra en yakın noktaya gidebilirsiniz. Sınırı geçtikten sonra da gümrükte bekleyen özel taksilerle en yakın yerleşim yeri olan “Hoy” şehrine geçip oradan Tebriz’e otobüs bulabilirsiniz.


Kapıköy Sınır Kapısı daha çok yeni, bir kaç ay önce açıldı. Bizim tarafı geçmek kolay, gümrük kontrolü bile yapılmıyor, pasaport kontrolünde 3 banko var ve geçmek 5-10 dakika sürüyor. Sınırı geçip, koridorla ayrılmış bölümden bir kaç yüz metre yürüdükten sonra çıkıp, İran kontrol noktasına geliyorsunuz. Bizim kapı saray yavrusu gibi dururken İran tarafı barakaya benziyor. Burasını geçmek beklenenden uzun sürüyor.

Öncelikle görevli askerler İran vatandaşlarına öncelik veriyor. Ben beklerken İranlılar geçtikten sonra, Türk pasaportu taşıyan, ama konuşmalarından Iraklı ya da İran’ın Kürdistan bölgesinden olduğunu tahmin ettiğim 15-20 kişilik grup kaldı. Kısa süreli işler ya da mal alışverişi için her gün geçen kişiler oldukları her hallerinden belliydi. Oralı olmadığım her halimden belli olmasına rağmen beklemeye devam ettim. Bir ara yüksek rütbeli bir komutan, sıradakileri itip kakarak, sıraya sokmaya başladı. Bu noktada sesimi yükseltmenin zamanı geldiğini anladım. Direk komutana giderek, taksiyle ülkelerini gezmeye geldiğimi, benim yüzümden sınırı geçen taksideki kişilerin beni beklemek zorunda olduklarını biraz da sert bir tonla anlattım. “İstanbullu musun” diye sorduktan sonra evet yanıtını alınca, hareketleri değişti. Bu konuda keşke daha önce bir şeyler söyleseymişim diye düşünmeden edemedim. Beni sıradan çıkardığı gibi askerlerden birini yanıma çağırarak en öne geçmemi sağladı. Kısa bir kaç sorudan sonra valizimi kontrol ederek ülkeye girmeme izin verdiler. Özellikle benzer durumu sizin de yaşamanız muhtemelen diye düşünüyorum ve her gün gelip geçen tiplerden biri olmadığınızı belli etmenizi öneriyorum.

Sınıra varmamız 1.5 saat alıyor. Sınırdan geçiş ise yaklaşık 30 dakika sürüyor. Van’dan sınıra kadar yol geniş, konforlu, sınırdan sonra coğrafya çok fazla değişmemekle birlikte, yollar kötüleşmeye ve daha fazla kıvrılmaya başlıyor. Hoy şehrine kadar, kahverengi rengiyle yüksek dağlardan koparıp içerisine kattığı toprakları taşıdığı belli olan, oldukça hızlı akan nehir takip ediyor bizi. Yer yer toprak göçükleri olmuş, tarlaları yer yer sular basmış. Yüksek dağların üzeri halen karlı, bazı yüksek noktalarda trenlerin geçmesi için açılmış tüneller ya da yakaları birbirine bağlayan demir köprüler görülebiliyor. Saatlerce değişmeyen görüntü, hızlıca akan nehir, ağaçsız çıplak tepeler ve kahverengi rengin hakimiyeti.

Sınırdan sonra geçtiğimiz ufak tefek köyleri saymaz isek, ciddi anlamda insanların yaşadığının söylenebileceği ilk şehir; “Hoy” oluyor. Genellikle tuğla ya da kerpiçten evlerin üzerleri badanalanmış ve kocaman arap harfleriyle reklam panosu gibi kullanılmış. Ne yazdığını okuyamasam da, rakamların telefon numaraları olduğunu, harflerin sıhhi tesisatçı, oto boyama, kaporto kelimelerinin farsça karşılıkları olduğu konusunda neredeyse adım kadar eminim.

Yollarda arabaların çoğunun tek tip, eski model araçlar olduğu göze çarpıyor. Peugeot ağırlıkta, Fransızların burada bu kadar kabul görmüş olabileceğini bilmiyordum açıkçası. Özellikle otobüs ve kamyonlar oldukça eski, halen bakımlarını sürdürüp, yolda tutulmaya çalışıldığı çok açık.
Yollarda nadiren latin alfabesiyle tabelalar görüyoruz. Hemen hemen her ticari işletmede türkçe bir kelime, ya da resimler göze çarpıyor. Resmi tabelalarda da farsça ve ingilizcenin dışında türkçe de kullanılıyor. Yemek için durduğumuz restoranda ilk türkçe sohbet denememi yapıyorum, beni çoğu kez anlıyorlar, ancak ben onları anlamakta zorlanıyorum. İlk öğrendiğim kelime çorbanın yerime “sup” kelimesinin kullanıldığı oluyor. Bir de teşekkür yerine “merci” kullanmaları garibime gidiyor, kibarlıktan sadece bana mı söylüyorlar, yoksa herkese karşı mı böyleler çözemiyorum.

Maalesef İran’da ensflasyon almış başını gitmiş. Yanımda getirdiğim paranın İstanbul’dan da daha değerli olduğunu anlıyorum. Yemek yediğimiz lokantada çorba, pilav ve urfa kebaptan oluşan menü 18 bin tümen, yani sadece 9 lira tutuyor. Ülkemize gelen batılıların ülkemizdeki fiyatlarla karşılaştıklarında neler hissettiklerini daha iyi anlıyorum.

Van’dan ayrılmamızdan 6 saat sonra Tebriz’e giriyoruz. Burası tarihteki şaşaalı günlerinden uzak olsa da, halen İran’ın en büyük şehirlerinden biri. Zamanında Sasanilerin, Gürcü Krallığının, İlhanlıların, Kara ve Ak Koyunluların, Safevilerin, Osmanlıların, Rusların göz koyduğu, belirli dönemlerde de elinde tuttuğu önemli bir geçiş noktası olmuş.
Marco Polo 1275 yılında İpek Yolu boyunca süren seyahatinde, bu şehri, etrafı geniş bahçelerle çevrili, Venedikli tüccarların uzak diyarlardan gelen malları almak için geldikleri, harika bir şehir olarak notlarına kaydetmiş.

İran gezimizin ilk durağı Tebriz maceram şimdi başlıyor. Tebriz yazımızda görüşmek üzere.

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: