İmparatorluk döneminde başkentlik yapmış olan İstanbul gibi Krakow’da krallık döneminde ülkenin başkentiydi. Bu sebeple sahip olduğu tarihi ve kültürel önemden dolayı, görülmesi gereken bir sürü güzelliği var Krakow’un. İstanbul gibi tüm yıl boyunca eğlenceli, hareketli ve kalabalık bir şehir.

Polonya’nın ikinci en büyük ve en eski şehirlerinden biri Krakow. Ülkenin güneyinde bulunan şehir, 1956 yılına kadar tüm ülkeye resmi başkentlik yapmış. Şimdi ise Küçük Polonya Voyvodalığın’nın başkenti. 7. yüzyılda inşa edilmiş ve Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olarak adlandırılan Krakow, 7 kapıdan oluşuyormuş. Bu kapılardan günümüze kadar ayakta kalan tek kapısı, Florian Kapısıdır. Polonya’nın akademik, ekonomik, kültürel ve sanatsal yaşamının önde gelen merkezlerinden biri olan bu tarihi şehir 1978’de UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır. 2000 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş, 20013 yılında ise UNESCO tarafından Edebiyat Şehri kabul edildi.

Polonya’nın 2004 yılında AB’ye katılması sebebi ile Krakow’a da Schengen vizesi ile geliniyor. Para birimi Zloty’dir. Bir yıl önce 1 Zloty, 0,98 TL değerinde iken günümüzde 1.41 TL’ye denk gelmektedir.

Krakow’da mevsim olarak kışlar oldukça soğuk ve kar yağışlı, yazlar da sıcaktır. Yaz dönemi turist yoğunluğu oldukça fazla olması ile birlikte, şehrin güneyinde bulunan Tatra dağlarında gelişmiş kış turizminden dolayı kış mevsimi de yoğun ve hareketlidir. Şehir, yıl boyunca farklı etkinliklere ve festivallere ev sahipliği yapmaktadır. Festivalleri http://www.krakowfestival.com sitesinden inceleyebilirsiniz.

Mutfak konusunda, Polonya genelinde damak zevkine göre değişen çeşitli yemekler var. Pierogi, en ünlü yemeklerinden biri. Mantıya benziyor ama daha büyük ve içerisine oldukça farklı şeyler koyuluyor. Patatesli, lahanalı, ıspanaklı, peynirli, reçelli ve çikolatalı vs gibi hem tatlı hem de tuzlu tüketiliyor. Bunun yanı sıra, patatesli gözlemeler, pancar çorbası, ekmek içerisinde servis edilen ‘żurek’ dedikleri bir çorba, her yerde bulabileceğiniz baget ekmeğinin üzerinde çeşitli soslarla servis ettikleri Zapiekanka gibi birçok lezzeti deneyebilirsiniz. Türkiye ile kıyaslayınca çok pahalıya değil. Kendi mutfağının yanı sıra birçok dünya mutfağından oluşan restorantları da görebilirsiniz.

Konaklama, kalacağınız yerin merkeze yakınlığına göre değişmesine rağmen çok da pahalı değil. Her bütçeye uygun hostel, apart daire ve otel bulubilirsiniz. Fakat büyük organizasyon ve festivallerin olduğu dönemlerde fiyat artış gösterebilir.

Rynek Glowny (Old Town)

Benim için Krakow’un kalbi. Etrafını çevreleyen binalarıyla, önemli yapı ve kiliseleriyle, kapalı çarşı ve heykelleriyle, Polonya’nın en büyük ve en eski meydanı diyebilirim. Bu meydanda, Krakow’u gezmek için süslenmiş faytonları, mum ve rengarenk çiçeklerle süslenmiş restorantları, sokak sanatçılarını ve birçok farklı festivali görebilirsiniz. Gezip göreceğiniz birçok tarihi ve kültürel yerlere çok yakın ve her birini yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. 2018 Ağustos’unda gittiğimizde Pierogi festivaline denk gelmiştik. Birbirinden lezzetli ve çeşitli pierogileri deneme şansımız oldu.

St. Mary Basilica

Old Town’da bulunan dini yapının yapımı 13. yüzyılda başlanmış. Gotik mimari ile inşa edilen yapı 1200’lerdeki Moğol istilası ve 1400’lerde yaşanan deprem sonrası zarar görüp, yeniden inşa edilmiştir. Kilise, vitrayları ve gotik heykelleri ünlü. Aynı zamanda biri uzun biri kısa olan kuleleri ile iki farklı bitişli kuleleri olan dünyadaki tek kilisedir. Efsaneye göre, 1224 yılında kral eşi benzeri görülmemiş bir kilise yapımı için bir yarışma düzenler. Yarışmayı kazanan iki mimar kardeş, kulenin yapımı esnasında farklılık olması için kuleleri ayrı ayrı yapma kararı alırlar. Açılış günü gelir ve kral açılıştan önce, hangi kule halk tarafından daha çok beğenilirse kulenin mimarına daha fazla ödül vereceğini söyler. Halk, küçük kardeşin yaptığı yüksek kuleyi beğenir ve kral ödülü küçük kardeşe verir. Süreç içerisinde büyük kardeş bu duruma çok bozulur ve kardeşini hançerle öldürür. Hançeride, kilisenin karşısında, Old Town’un ortasında bulunan Cloth Hall’un kapısında görebilirsiniz.

Ziyaretiniz öncesi veya sonrası eğer bir saat başına denk gelirse St. Mary Basilica’sın uzun kulesinden trompetle çalınan melodiyi dinleyebilirsiniz. Kulenin yapımından sonra, görevli kişi tarafından önemli durumlarda trompet çalınırmış. Birgün, Krakow’a saldırı için uzaktan gelen Moğol atlılarının toz bulutunu gören görevli, bunu duyurmak için trompet çalmaya başlayınca bir Moğol okçusu tarafından boğazından okla vurulur. Günümüzde de her saat başı, okla vurulan görevlinin çaldığı yere kadar yine çalınmaktadır.

Kiliseye giriş ücretlidir. İçeride fotoğraf çekmek isterseniz de ekstra ücret ödeyip bolca fotoğraf çekebilirsiniz.

Cloth Hall (Sukiennice)

Old Town’un ortasında geniş bir alana sahip, bir zamanlar uluslararası ticaretin önemli merkezi olan yapı, en eski alışveriş merkezlerinden biri. Seyahat halindeki tüccarlar burada buluşur, görüşürmüş. Bina 700 yıldır faaliyet gösteriyor. İlk zamanlar tekstil, tuz ve deri ürünlerinin alışverişi yapılırken günümüzde daha çok hediyelik eşya, kehribardan yapılmış takılar ve çeşitli bir çok ürünü bulabilir, satın alabilirsiniz.

1555 yangından sonra Cloth Hall, Santi Gucci’nin grotesk maskeleriyle süslenmiş, süslü bir çatı ile görkemli bir Rönesans yapısı olarak yeniden inşa edildi. Üst katta, 1880’lerden beri Krakow Ulusal Müzesi ve cafeler bulunmaktadır. Müzeyi gezdikten sonra balkondaki cafelerden birinde oturup meydan manzarasını izleyebilirsiniz.

Church of St. Peter and St. Paul (St. Peter ve St. Paul Kilisesi)

Kilise, Eski Şehir Merkezi yakınlarında (yürüme mesafesinde) en kalabalık caddelerden biri olan Grodzka caddesinde yer alıyor. 1597-1619 yılları arasında yapılan kilise, Krakow’un tarihi kiliselerinin oturma kapasitesi bakımından en büyüğüdür. Barok tarzı mimariye sahiptir. 1809-1815 yıllarında Ortodoks kilisesi olarak hizmet verse de 1842’den beri Roma Katolik Kilisesine aittir. Günümüz cephesinin son şekli, kubbe ve barok iç kısmı Giovanni Battista Trevano tarafından yapılan kilisenin, ana giriş kapısında bulunan 12 büyük heykel, 12 havariyi temsil ediyor. Haftanın bazı günleri de Foucalt sarkaç gösterileri ve konserlere ev sahipliği yapıyor.

St. Florianska Street (Kral Yolu)

Kentin en ünlü ve ana caddelerinden biridir. Eski şehir meydanından, St. Florian’s Kapısına kadar uzanan 335 metrelik cadde, Kral yolu olarak da bilinir. Günümüzde, turistlerin en uğrak yeri olan caddede bir çok mağaza, Restoran ve cafe yer alıyor. St. Mary Basilica’sından her saat başı çalınan trompet sesini cadde boyumca dinleyebilirsiniz. Cadde, 2007’de Polonya dergisi ‘Wprost’ tarafından Polonya’daki en ünlü üçüncü cadde seçildi.

St. Florian’s Gate (Brama Florianska)

Kral Yolu olarak da bilinen Florianska caddesinin sonunda bulunan St. Florian Kapısı, 1307 yılında inşa edilmiş, bir zamanlar hendek üzerindeki ahşap köprüyle Barbican’a bağlanmış ve Gotik mimariye sahiptir. 1241 yılındaki Tatar saldırısından sonra tahrip olan şehrin etrafındaki koruyucu bir surun parçası olarak inşa edildi. Gate kulesi 33.5 metre yüksekliğindedir. 1660 yılında inşa edilen ve 1694 yılında yenilenen kapıyı çevreleyen Barok metal kaskın eklenmesiyle yapı bir metre daha yükselmiş oldu. St. Florian Gate, Orta Çağ’da inşa edilen ilk sekiz kentin tek kent kapısıdır. Günümüzde, çevresinde hediyelik eşyalar ve duvarlarında satıcıların kendilerinin de yaptığı tablolar görebilirsiniz.

The Barbican (Barbakan)

Savunma amacı ile yapılan askeri yapı, 15. yüzyıl mimarisinin güzelce korunmuş bir parçasıdır. Old Town’nun ana girişidir. 1498-1499 yıllarında inşa edildi. 9,5 metre yüksekliğinde ve 3 kilometreden uzun bir duvar, 47 kulesi, 8 kapısı ve bir hendekten oluşan şehir surlarının bir bölümünü oluştururdu. Barbican, hendek boyunca güçlendirilmiş bir koridorla Floriańska Kapısı’na bağlandı. Günümüzde bu etkileyici yapıda, 3 metre kalınlıkta duvarlar, 130 pencere, 24.4 metre iç çap, 2 asma köprü ile 2 kapı ve 7 taret bulunmaktadır.

Wawel Hill (Wawel Tepesi)

Wawel Tepesi, Vistula Nehri’nin kıyısında, Old Town’a çok yakın. Paleolitik Çağ’dan beri, tepede yerleşim olduğu söyleniyor. Zamanla, Wawel Tepesi’ne daha fazla insan yerleşmeye başladığında ve ticaretin daha verimli hale gelmesiyle de Polonya’nın yöneticileri de burada ikamet etti. Süreç içerisinde Prusya, Avusturya, Macaristan ve Rusya tarafından ele geçirilen tepe çok fazla hasar gördü. Polonya’nın 1918’de bağımsızlığını kazanması ile tepede bulunan Wawel kalesi, Polonya devlet başkanının resmi konutu oldu ve günümüze kadar tarihi bir müze olarak hizmet verdi. Günümüzde, tepedeki ziyaret yeri olarak, Wawel Kraliyet Şatosu, Wawel Kalesi ve Wawel Katedrali bulunuyor.

Tepeye hafif bir rampadan çıkmanız gerekiyor. Kale kapısından içeri girerken sizi, şaha kalkmış at üzerindeki tarihi bir kişinin (Tadeusz Kościuszko ) heykeli karşılıyor. İçeride üç yapının muhteşem görüntüsünü rahatlıkla görebileceğiniz büyük bir avlu bulunuyor. Sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm. Çünkü oldukça uzun bir bilet sırası ile karşılaşabilirsiniz. Tepe içerisindeki üç yapıya giriş ücretli (avlu hariç). Wawel Şatosu’nda resim, fotoğraf, kütüphane, grafik, askeri obje (silahlar), cam, heykel, arkeolojik objelerle ilgili birçok koleksiyonu görebilceğiniz bölümler yer alıyor. Her bir bölüm için ayrı bilet almanız gerekiyor. Bilet fiyatlarını www.wawel.krakow.pl adresinden görebilirsiniz.

Kale bölümlerinden biri olan Oriental Art’da Karlofça Antlaşması ile Türkler tarafından dönemin Polonya kralına verilen eşyaların bazırlarını görebilirsiniz. Saray binasının arkasında kalan kaleye de çıkıp tepenin kuşbakışı görünümünü, Krakow ve Vistula Nehri manzarasını görmenizi tavsiye ederim. Kulede asansör yok maalesef 3-4 kat merdiven çıkmanız gerekecek.

Katedral ise dönemin krallarının taç giydiği bir dini yapı olması nedeniyle önemli. İçerisinde birçok kralın lahitini görebilirsiniz.

Bir de ejderha heykeli var ki onu görmek için bilet almanızı önermem. Çünkü Vistula kıyısında yürüyüş yapacak olursanız, saray surlarının altında kalıyor. Yürüyüş esnasında görmemeniz mümkün değil. Belli aralıklarla ağzından alev çıkıyor. Ücret verip giderseniz de saray girişine yakın bir yerde, merdivenlerden inip mağaraya giriyorsunuz. Mağaranın ucu nehrin kıyısına çıkıyor. Ejderhanın da efsanevi bir hikayesi var. Zamanında burada yaşayan bir ejderha, insan ve hayvan yiyerek beslenir ve artık verdiği zarar artmaya başlayınca da tüm halkı ve Kralı büyük bir endişeye düşürür. Kral da ejderhayı öldürene büyük ödül vaadinde bulunmuş. Gelen hiç kimse ejderhayı öldürememiş. Yiğit delikanlı bir ayakkabıcı, koyun postu, sülfür ve hardal tohumu ile ejderhadan kurtulabileceklerini söylemiş. Ayakkabıcı, koyun postunu, sülfür ve hardal tohumları ile doldurur ve ejderhanın görebileceği bir yere bırakır. Postu gören ejderha, dayanamayıp postu yemiş, yer yemez de patlamış ve tüm halk ejderhadan kurtulmuş oldu.

Wielecka Tuz Madeni ve Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı için, bir sonraki yazımı inceleyebilirsiniz.

http://www.gezginiz.net/wp-admin/post.php?post=3918&action=edit

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Merve Yılmaz

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: