Avrupa’nın yeni ülkesi Kosova, beklentilerden çok daha fazlasını veren, küçük ama çok güzel bir ülke. Ülkenin geçmişi yüzlerce yıl önceye gitse de, Kosova özgürlüğünü kazanalı henüz 10 yıl oldu. Dünyanın yarısı halen kendilerini tanımıyor, ancak onlar ülkelerini biraz daha tanınır kılabilmek için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar.

 

Bir kaç yıl önce yaptığım Balkan ülkeleri turunda Kosova’dan Belgrad’a geçemeyecek olduğumdan, yolu da uzatmamak adına istemeden seyahat rotamdan çıkarmıştım. Geçtiğimiz hafta sonu bu ülkeyi ziyaret etme fırsatı buldum. Balkanlar’da yaptığımız gezilere ait yazılarımızı okumak için sizi şöyle alalım.

 

 

Kosova uzun yıllar savaşlar ve çeşitli iç çekişmeler nedeniyle yeterince gelişmemiş, vatandaşları yurt dışına gitmek zorunda kalmış, günümüzde de ayakları üzerinde durmaya çalışan bir ülke. Ülkenin çok büyük bir kısmı Arnavut. Sırp ve Türkler en önemli diğer azınlık grupları. Balkan savaşı sonrası Türkiye’ye de azımsanmayacak bir göç vermiş. O yüzden günümüzde herkesin bir şekilde bir Arnavut akrabası, arkadaşı ya da tanıdığı mutlaka vardır. Bizim de ailemizin önemli bir kısmında Arnavut kanı bulunduğundan kuzenimle gitme planlarımız netleştiğinde, büyüklerimizden orada tanıdıklarımızın olduğunu öğrenip onlarla irtibata geçtik. Aslında derdimiz gittiğimizde birer kahve içip, Kosova hakkında konuşabileceğimiz birilerini bulmaktı ancak bundan çok daha fazlasını bulduk. Bizi hava alanından alıp, tüm hafta sonu aileden bir üyeleri gibi ağırladılar. Kosovalılar da, Arnavut damarlarından çok daha fazlasının olduğunu yaşayarak tecrübe etmiş olduk.

Kosova ulaşım? Ülke için ulaşım nasıl sağlanıyor?

Türkiye’den yaklaşık bir buçuk saatlik bir uçuş sonrası, Priştine Adem Yaşari hava alanına indik. Burası şehrin yaklaşık 15 km dışında bir hava alanı. Avusturya, Almanya, Türkiye başta olmak üzere, çeşitli Avrupa ülkelerinden direk uçuş bulmak mümkün. Priştine ülkenin hemen hemen ortalarında bulunduğundan ve farklı yönlere en uzak noktalara bile 1-1.5 saatlik araç yolculuğu ile ulaşılabildiğinden ülke içi ulaşım genellikle şahsi araçlar ve otobüs-minibüslerle yapılıyor. Üsküp ve Belgrad’dan tren yolculuğu ile de başkente ulaşılabilir. Eğer diğer Balkan ülkelerinden buraya gelecekseniz, Balkanlarda Ulaşım yazımıza göz gezdirebilirsiniz.

Hava alanından tanıdığımız tarafından alındık, ancak kendisinden otobüs ile hava limanına ulaşımın olmadığını, 15 avroya, şehir ulaşımının taksitlerle yapıldığını öğrendik.

 

Ülkenin 2. büyük kenti Prizren

Biz geldiğimiz gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkenin 2. Büyük kenti olan Prizren’e geçtik. Başkent ile Prizren arası yaklaşık 80 km olmasına rağmen, eğer toplu taşıma kullanıyor iseniz, duraklamalar ve yolun genel durumu sebebiyle yolculuk 2 saati bulabiliyor. Ayrıca düzenli seferler olmadığını, genellikle otobüslerin dolduğunda hareket ettiğini de akılda tutmakta yarar var. Biz aracımızla yeni açılan otoyolu kullandığımız için, yaklaşık 45 dakika gibi bir sürede Prizren’e varıyoruz. Otoyol ücreti 10 avro, eğer kullanmayı düşünürseniz, yol levhaları bizim seyahat ettiğimiz dönemde oldukça yetersizdi, navigasyona güvenmek daha doğru bir hareket olur.

 

 

Prizren 200.000 civarı nüfusuyla Kosova’nin 2. Büyük şehri. Şehirde Türkler ağırlıkta olduğu için, büyük küçük hemen hemen herkesle anlaşabilirsiniz. Resmi binalarda, ilanlarda Türkçeye rastlayacaksınız, çünkü Türkçe sehrin resmi dillerinden biri. Geçmişi Romalılara kadar gitmesine rağmen bizi ilgilendiren kısmı 1389 Kosova savaşına dayanıyor. Adriyatike yakın olması ve zamanın ticaret yollarına yakınlığı, bölgenin önemini arttırıyor ve Fatih zamanında Osmanlı topraklarına katılıyor. Yaklaşık 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalıyor. Daracık sokakları, korunmuş mimarisi, Şar Dağlarından doğup gelen Bistrica nehrinin ikiye böldüğü şehir, belki de ülkedeki en güzel manzaralardan birine sahip. Sokakları gezerken, kalesine çıkarken huzuru iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Osmanlı zamanında burası Rumeli Beylerbeyinin merkezi olduğundan, pek çok mimari esere sahip olmasının yanı sıra, Sarı Saltuk gibi dervişleri de ağırlamış. Ayrı bir yazımızda Prizren görülmesi gereken yerleri ,için Prizren Görülmesi Gereken Yerler yazımıza göz atabilirsiniz.

Prizren merkezi oldukça küçük. Kafeler, görülmesi gereken yerler, nehrin iki yakasında, yürüyerek 10 dakika mesafede bir bölge içerisine yayılmış. Sabah ilk işimiz, güneş daha fazla etkili olmaya başlamadan, yaklaşık 10 dakika yürüme mesafesindeki kaleye çıkmak oldu. Oldukça dik patikalarla çıkılıyor, kondisyonunuz yerinde değilse, nefes nefese kalacağınız kesin. Kale 6. Yüzyıldan beri burada, Osmanlı zamanında yeniden onarımdan geçirilmiş. Giriş yazı  tarihi itibariyle ücretsiz. Yukarıda görülmeye değer pek bir şey yok, ancak şehri yukarıdan görmek için harika bir nokta. Uzaklarda Şar dağlarının üzerinde halen karlar olduğu görülebiliyor. Ova baharın gelmesiyle yemyeşil bir renge bürünmüş. Şehrin kaleye yakın kısımlarındaki evler oldukça bakımlı, muhtemelen turistik amaçlı elden geçirilmiş, ancak uzaklarda çirkin, yüksek binalar göze çarpıyor.

 

Bir saatimizi buralarda geçirdikten sonra meydana iniyoruz. Yol üzerinde inerken dini bir yapı göreceksiniz. Burası Holy Savier Manastırı, içeriye girmeye uğraşmadık. Bir turist kafilesiyle merkezdeki, aynı zamanfa Prizren fotolarında gördüğümüz Sinan Paşa Camisini geziyoruz. Dışarıdan estetik bir mimarisi olmakla birlikte, içeriden bakıldığında Türkiye’de görebileceğimiz sıradan bir camiden çok da farkı yok.

Nehir boyunca yürüyüp, fotoğraflarımızı çekmeye devam ettik. En fazla bir 5 dakika yürüyüşün ardından şehirden uzaklaştığınızı fark ediyorsunuz. Merkezde çeşitli idari binalar, konsolosluklar göze çarpıyor. Nehir boyunca her iki yakayı bir birine bağlayan pek çok köprü bizi takip ediyor. Şehir merkezinde güzel bir yemek bize göre fazla bir rakam tutmasa da, şehir dışına çıkıldıkça yerel restoranlar, köfteciler göze çarpıyor, bence tat açısından burada yemek daha mantıklı, ancak gelen geçeni izlemek istiyorum derseniz, biraz daha ödemeniz gerekecek.

 

Prizren için ne kadar bütçe ayrılmalı?

Arada bir kahve molası veriyoruz. Garsonumuzla Türkçe anlaşıyoruz. Şehrin merkezinde bulunan bir kafede, 4 kahve için ödediğimiz fiyat 3 avro, yaklaşık 15.-tl. Burada sanırım bizden daha pahalı olan şey giyim kuşam. Onun dışında yiyecek – içecek – konaklama gibi temel şeyler çok ucuz. Etrafta konaklamak için hostel vb. yerler görüyorum. Ancak günü birlik tura katılmayacaksanız, geceyi burada geçirmenizi tavsiye etmem. Priştine’da çok daha geç saatlere kadar yapacak aktivite bulabilirsiniz. Prizren’de kalmayı düşünürseniz, günlük 30-40 Avro bir bütçe hayli hayli yeterli olacaktır.

 

 

Biz gitmedik ancak zamanınız varsa buraya çok yakın bir diğer şehir olan Peja-Peç’i de görmenizi öneririz. Burası Türkler arasında İpek olarak biliniyor. Karadağ’a geçiş noktası. Kosova’nın en yüksek yerleşim yerlerinden biri. Orman yürüyüşleri, kırsal hayatı, köyleri için ziyaret ediliyor. Yerel insanların nasıl yaşadığına dair bir şeylere tanık olmak istiyorsanız planınıza dahil edebilirsiniz.

 

Kosova’nın başkenti Priştine

Çok fazla geç olmadan Priştine’ye dönüyoruz. Yol üzerinde küçük köyler bizi takip ediyor. Hayatlarını çiftçilik ve hayvancılıkla geçirdiklerini tahmin ediyorum, ancak etrafta pek fazla traktör, zirai ekipman görünmüyor. Arkadaşımıza sorduğumuzda pek çok ailenin yurt dışında yaşayan aile bireyleri olduğunu, yardım için para gönderdiklerini belirtiyor. Anlaşılan diaspora da bu ülkedeki diğer bir geçim kaynağı.

Bir saate yakın bir yolculuktan sonra başkente varıyoruz. Burası etrafı dağlarla çevrili, Prizren’le karşılaştırıldığında çok daha büyük bir yer olduğunu belli ediyor. Yine de Türkiye ölçeğinde sıradan bir şehir büyüklüğünde.

Şehrin içerisine ilerledikçe bana Tiran’ı andırıyor. Soğuk bir görüntüsü var. Binalar eski, yollar eski ve iki şeritli. Şehrin merkezine ulaşmak çok kısa bir zaman alıyor. Kalacağımız hostel, sehrin en işlek bulvarı olan Tereza Bulvarı üzerinde. Yabancı gezginlerin en çok tercih ettiği hostel Center Hostel. Cadde üzerindeki eski bir binanın son katında, asansör olmadığından 4 katı çıkmak zorunda kalıyoruz. Bizden başka pek çok kişinin olmayacağını düşünürken yanılıyorum. Bizden başka 10 civarında gezgin var. İçlerinden 3’ü Türk. Gecelik 8,5 avro veriyoruz. Burası için en uygun seçenek. Gerçi en pahalı seçenek olan Swiss Otelin bile 100 avro olduğu düşünüldüğünde yine de yüksek sayılır.

 

Güneş batmak üzere olduğundan pek fazla zamanımız yok, hosteldeki arkadaş bu kısa sürede nereleri görebileceğimiz hakkında bize kısa bilgiler ve bir harita veriyor. İlk uğradığımız yer kısa süre önce inşa edilen kilise oluyor. Sırp azınlık için inşa ettirilen kilise, cemaat bulamamaktan muzdaripmiş.

Kilise o saatte kapalıydı, açıkçası biz de içerisini görmek için zaten pek istekli değildik. Ancak yan tarafında bulunan çan kulesinin açık olduğunu öğrendik, burası yerel insanlar tarafından seyir terası olarak da kullanılıyor. Eğer merdiven çıkmakla sorununuz yoksa ücretsiz ancak asansör için 1 avro ödemelisiniz.

Yukarıdan manzaranın güzel olduğunu, şehrin dört bir ucunun göründüğünü belirtelim. Şehrin resmi nüfusu 500 binmiş. Ancak arkadaşımız bunun çok daha altında bir nüfus olduğunu belirtti. Yukarıdan şehrin bir ucundan diğer ucuna 20-25 dakikalık bir yürüyüşle gidilebilecek kadar küçük olduğu görülüyordu. Yine yukarıdan görülmesi gereken camileri, kiliseleri, meşhur çirkin kütüphaneyi ve “Newborn”anıtının yerini farkedebiliyorsunuz.  Priştine’nin görülmesi gereken yerlerini ayrı bir yazımızda anlatacağız.

Priştine’de ne yenir? Priştine gece hayatı?

Havanın kararması ile birlikte yağmur da bastırdı. Yemek yemek için güzel bir mekan arıyorsanız Tereza Caddesi boyunca bir kaç kaliteli mekan gördüğümüzü belirtelim. Ancak yerel halkın fazlaca rağbet ettiği söylenemez. Caddenin arkasındaki ara sokaklarda barlar, publar ve kafeler daha fazla ilgi görüyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde buraları yer bulamayacak seviyede dolmaya başladı.

Gece hayatını da görmek isterseniz, bir kaç kaliteli gece kulübünün olduğunu, giriş için eş ve kıyafet zorunluluğu olmadığını belirtelim. Yaş ortalaması oldukça düşük.

İlk gün erken kalktığımızdan yorgun düşüp biran önce hostele döndük. Ertesi gün erken kalkıp biraz daha şehir dışına çıkmak istiyorduk. Sabah erken kalkıp, tekrar arkadaşımızla buluşup, Germia denen, şehrin birkaç km dışında, insanların koşup, piknik yaptıkları orman içi bir dinlenme yerinde kahvaltı etmeye gittik.

 

Burası şehir merkezine sadece 4 km uzakta olmasına rağmen, havanın kokusunun bile değiştiğini fark edebiliyorsunuz. Orman içerisinde, bir köşesinde topraktan patika bir koşu yolu bulunuyor. İstenirse ona paralel betondan bir yürüyüş yolu da mevcut. İnsanlar buraya koşmaya ve aileleri ile eğlenmeye geliyorlar. Yol üzerinde yarısı dolu bir yüzme havuzu görüyoruz. Arkadaşımıza burasını sorduğumuzda yazın etrafında kaydırakların bulunduğunu ve bu havuzun nehir ve gölü bulunmayan Priştine için, bulunmaz bir nimet  olduğununu anlattı. Yazın buraya çevre kasabalardan bile insanlar geliyormuş ve çok kalabalık olabiliyormuş.

 

Kahvaltıdan sonra arkadaşımız bizi evine davet ediyor ve gerçek Türk çayı eşliğinde bizi ağırlıyorlar.  Kendimizi hiç de yabancı olmayan bir atmosfer içerisinde buluyoruz. Oradan ayrıldıktan sonra, tekrar Tereza Bulvarı üzerindeki kafelerden birine oturup uçuş saatimizi beklemeye başlıyoruz. Hava alanına taksiyle döneceğiz, fiyat sabit bir şekilde 15 avro. Uluslararası bir uçuş yapacağız yola erken çıkmayı düşünürken, sadece 1,5 saat önce yola çıkmamızın yeterli olacağını öğreniyoruz. Gerçekten de küçük bir hava alanı ve işlemlerimizin tamamlanması ile uçuş kapısına gelmemiz sadece 10-15 dakika bir süre alıyor. Küçük hava alanının artı yönlerinden biri de bu olsa gerek.

 

Sadece bir hafta sonu geçirdiğimiz bu küçük ama güzel ülkede pek çok anıyı geride bırakıyoruz. Siz kimsenin ne dediğine bakmayın, fırsatınız varsa, ya da yolunuzun üzerindeyse görmemezlik etmeyin.

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: