Pamukkale’ye nasıl ulaşılır? Pamukkale görülecek yerler? Bu sorulara cevaplar ve daha fazlası yazımızın devamında.

Türkiye’nin en önemli, dünyanın önde gelen seyahat rotalarından birini, uzun yıllardan sonra bu hafta sonu görme fırsatına eriştim. Bunca zaman neden gitmediğimi düşünürken, geçerli bir sebep de bulamadım. Ancak sanırım, bir şekilde size yakın olması, istediğiniz zaman gidebilecek olmanız, bazen buraları görmeyi ertelemekle sonuçlanıyor.

Nisan ayının ilk haftası, oldukça sıcak bir günde Denizliye varıyorum. Pamukkale Denizli’ye 20 dakikalık mesafede. Ancak geceyi Çal ilçesinde bir arkadaşımda geçireceğim için, önce oraya geçiyorum.

Burası Denizli merkezden 70 km uzaklıkta, ilin iç kısımlarında ve görece yüksek bir noktada bulunan küçük bir ilçe. Arkadaşım burada yaşamasa, mevcudiyetinden belki haberim olmayacak küçük bir ege kasabası.

Ertesi gün kahvaltımızı yaptığımız gibi, ilçede kanyon denen güzel bir  gölete gidiyoruz. Her yerin görülmeye değer yerleri vardır muhakkak, bu fırsatı değerlendirmemek benim için mümkün değildi.  İki tarafı derin kayalarla yarılmış vadinin içerisinden, şırıltısı uzaktan duyulan bir nehir akıyor. İlçe belediyesi kanyon boyunca, belki uzunluğu 100-150 metreyi bulan yürüyüş yolu inşa ettirmiş. Araya bank ve çöp kutuları koyulmuş. Ancak ülkemizin pek çok yerinde görmeye alıştığımız manzara burada da peşimizi bırakmıyor. Kırılmış bira şişeleri, plastik bardaklar, poşetler dört bir köşede.

Harita uygulaması Denizli üzerinden güzel bir rota gösterirken, arkadaşım köy yollarından, biraz rahatsız ama gözlerimize iyi gelecek bir rotadan gitmeyi öneriyor. Hiç bir zaman hayır diyemeyeceğim bir teklif.

Yol boyunca budanmış bağlar, bahar açmış ağaçlar, günlük işlerini yapan köylüler bize eşlik ediyor. Arada küçük fotoğraf molaları veriyoruz. Zikzaklı köy yolları fazla hız yapmamızı engelliyor. Pamukkale tur otobüslerinin de uğrak yeri olan Sakızcılar köyündeki “Hoca’nın Yeri”nde bir çay molası veriyoruz. Burası aynı zamanda bir alabalık çiftliği ve restoran. Mekan sahibiyle yaptığımız kısa sohbette daha sezonu açmadıkları, hafta sonu küçük gruplara hizmet verdiklerini öğreniyoruz. Arkadaşımla mekanın boşluğundan da yararlanarak, rahatsız edilmeden, bol bol fotoğraf çektiyoruz.

Bir kaç yüz nüfuslu, küçük köyleri geride bırakıp, tepeleri aşarak, Pamukkale kasabasına kuzey yönündeki dağlardan yaklaşıyoruz. Yukarıdan tüm ova, kasaba, travertenler, Hierapolis antik kenti kuş bakışı olarak önümüze seriliyor. Hangi rotayı takip etmemiz gerektiğine, nereden başlayacağımıza karar vermemiz çok kolay oluyor.

 

 

Kasabaya inmeden, yamaç paraşütü yapan gruplar dikkatimizi çekiyor. Bulundukları tepeye çıkarak, bir süre onları izliyoruz. Gerçekten kolay iş değil yaptıkları. Dikkatli ve profesyonelce yapılması gereken, ama oldukça zevkli bir uğraş gibi görünüyor bize. Yine de denemeyi göze alamıyoruz.

Pamukkale’ye güney yönünden girdiğimizde saat öğleni geçiyor. Dolaşmaya başlamadan önce karnımızı doyurmaya karar veriyoruz. Turistik yönünü dikkate aldığımızda kasaba merkezinde fiyatlar abartılı sayılmaz. Ancak antik kentte durum biraz daha ciddi.

 

Pamukkale Ulaşım? 

Bizim gibi kendi aracınızla gelmiyorsanız Pamukkale’ye gelmek için birden fazla alternatifiniz var. En kolay ulaşım şekli tabi ki uçak. Denizli Çardak hava alanı şehir merkezinden yaklaşık 70 km uzaklıkta. Direk Pamukkale’ye geçebileceğiniz gibi, Denizli merkeze gidip, otogardan kalkan Pamukkale minibüslerini de kullanabilirsiniz. Hava alanı servis işletmesi Baytur firmasında. Sitelerini ziyaret edip güncel servis saatleri ve güzergahları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Bir diğer ulaşım şekli hepimizin tahmin ettiği gibi otobüsler. Denizli Ege şehirlerine giden otobüslerin güzergahı üzerinde olduğundan Türkiye’nin dört bir yanından şehre ulaşmak mümkün. Farklı bir yere gitmek zorunda kalmadan, otogar içinden kalkan minibüsleri kullanabilirsiniz.

Tren seferleri bir diğer alternatif ancak şu an için sadece Eskişehir-Denizli arasında çalışmakta, dolayısıyla önce Eskişehir’e gelip, buradan aktarma yapmak durumundasınız. Güncel bilgiler Demir Yolları resmi sitesinden takip edilebilir.

 

Pamukkale’yi farklı kılan ne? Travertenler Nasıl Oluşur?

Dünyanın dört bir tarafından ziyaretçileri ağırlayan Pamukkale adı gibi gerçekten “pamuktan yapılmış bir kale”yi andırıyor. İkonik fotoğraflarında çok küçük bir bölge kullanıldığından şahsen bu kadar büyük bir alana yayılmış bir oluşum beklemiyordum.

Travertenler asında kimyasal bir reaksiyon sonucu oluşuyorlar. Şehrin üst kısmında bulunan sıcak su kaynaklarından yer yüzüne çıkan su, oksijenle buluştuğunda karbondioksit ve karbonmonoksit buharlaşıyor, geriye kalsiyum karbonat kalıyor. Travertenlerde yürürken de bu jelimsi maddeyi fark edeceksiniz. Bu maddeler zamanla çökerek, travertenlerin bugünkü halini almasına sebep oluyor. Dünyada bu tarzda oluşumlara rastlanmakla birlikte, en büyük boyutta olanı Pamukkale sınırları içerisindeki bu travertenler. Daha fazla bilgi almak için şu adresi ziyaret edebilirsiniz.

 

 

Aracınızla geliyorsanız güney ve kuzey kapı denen iki farklı girişten arabanızı park edip gezmeye başlayabiliyorsunuz. Bizim yaptığımız gibi, kasabada park edip, ön girişten yürüyerek de gezmeye başlamanız mümkün.

Travertenlerin önünde içerisinde çeşitli balık türlerinin olduğu, üzerinde ördek ve kazların yüzdügü yemyeşil bir gölet var. Buranın etrafında tur atabilir, fotoğraf çektirebilir, kafanızı kaldırdığınızda beyaz bir örtü örtülmüş bir kale görünümündeki Pamukkale’yi seyredebilirsiniz.

Pamukkale’ye giriş ücreti 2018 itibariyle 35 TL. Ancak bizim gibi Maximum kart sahibi iseniz, giriş için güvenlik noktalarında kartınızı okutmanız yeterli. Bu noktayı geçtikten sonra, ayakkabılarınızı çıkarmanızın gerekeceği bir noktaya geleceksiniz. Uzun bir süre sulu yüzeylerde yürümeniz gerekeceğinden, yanınızda bir çanta ile gelmeniz ve ayakkabıları içerisinde taşımanız yararınıza olacaktır.

Travertenler zaman zaman kaygan, zaman zaman kuru. Yine de yere sağlam basmak, tehlikeli kenar kısımlardan uzak durmak gerekli. Geldiğimiz dönem sezon başı olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Yüksek sezonda çok daha kalabalık ve rahatsız olacağına şüphe yok.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta, aşağıdan yukarıya doğru mu, yoksa tersi bir rotanın mi izlenmesi gerektiği. Biz aşağıdan yukarıya doğru bir rota izledik, dönüşü de güney kapısı çıkışından yaparak kasabaya döndük. Travertenlerin yer yer kaygan yapıda olması, tekrar aynı noktadan aşağıya inmememiz gerektiği konusunda bizi zorladı. Yalnız güney kapısından yolu takip ederek aşağıya inmeniz için 4-5 km’lik bir yolu takip etmeniz gerekiyor. Biz asfalt yolu takip etmeyip, tepelerin zerinden gördüğümüz patikayı takip ederek 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra şehre vardık. Biraz yorucuydu ancak, yine de 4-5 km’lik yolu takip etmekten iyiydi.

Pamukkale’de gezilmesi gereken yerler?

 

Pek çoğumuzun Pamukkale’ye gelme sebebi travertenleri görmek olsa gerek. Ancak ne kadar şanslıyız ki, sadece bundan ibaret değil. Pamukkale’ye yukarıdan baktığınızda, etrafı dağlarla çevrili, bir ovaya kurulduğunu, etrafında pek çok su kaynağı olduğunu görebiliyorsunuz. Yüz yıllar önce bölgede yaşamış insanlar da ilk önce şehrin bu nimetlerinden etkilenmiş olsalar gerek ki, burada bir medeniyet inşa edilmiş.

 

Hierapolis Antik kenti, travertenlerin bulunduğu noktanın biraz üzerinde bulunmakta ve tarihi milattan önce 2. yüzyıla kadar gitmektedir. 1950’lerde başlayan kazı çalışmalarıyla ayağa kaldırılan antik kentin bugün itibariyle çok büyük bir bölümü ziyarete açıktır. Bir uçtan diğer uca uzunluğu yaklaşık 5 km olup, içerisinde tiyatro, mezarlık, yürüyüş yolları, havuz, hamam ve kiliseler, tapınaklar gibi, bir şehrin içerisinde olması gereken her şey ziyaret edilmeyi beklemektedir. Çok büyük bir alana yayıldığından ve yollar eski hali ile bırakıldığından, rahat ayakkabı ve giysiler tercih etmenizi öneriyorum. Otların, taş yolların arasından  geçerek ilerlediğiniz bu tarihi eserler, adeta bir açık hava müzesi gibi tüm tepeye yayılmış vaziyette.

Şehrin eski halini ve içerisinde bulunan yapıları gösteren harita;

 

 

Burada uzun uzun üzerinde durmamak adına antik kent içerisinde bulunan eserlerin detaylı açıklamaları için resmi sitesine göz atmanızı öneriyorum. Kazılar halen aktif olarak devam etmekle birlikte, buluntular yine site içerisinde bulunan bir müzede sergilenmektedir. Yazı tarihi itibariyle 5.-TL bir ücretle ziyaret edebilirsiniz. Yine ayrıca, 35.-TL ücret karşılığı, antik yüzme havuzunda zaman geçirebilirsiniz.

 

 

Burada gözümüze çarpan bir kaç eksiklikten de bahsetmeden geçemeyeceğim.  Antik kentte, neyin ne olduğuna dair çok ama çok az açıklama var. Sadece antik tiyatro içerisindeki açıklamaların bulunduğu tabelaları yeterli buldum. Onun dışında çok az işaret ve yazı bulunuyor. Üstelik sesli rehber hizmeti de sunulmuyor. Böylesine büyük tarihi bir eser konusunda neden bu kadar az imkan sunulmuş gerçekten anlamak zor. Detaylı araştırma ve notlarla gelmemiş, ya da tur rehberi bulunmayan bir kişi için, burası taşlardan, sütunlardan ibaret bir harabeden farksız olsa gerek.  Umarım yetkililer gerekli değişiklikleri en kısa sürede yaparlar.

 

Dolu dolu bir altı saatin sonrasında yorulma emareleri göstermeye başladık. Ekim-Nisan arası dönem, burası için düşük sezon olduğundan, sabah 8’de açılan kapılar, akşam 5 gibi kapanıyor. Nisan ayının ortasından itibaren, akşam kapanış saatleri 9’a çekiliyor.  Biz de hem yogunluk hem de acıkmış olmanın etkisiyle akşam güneşiyle beraber Denizli’ye geçiyoruz.

Bunca yıl sonra da olsa, Pamukkale’yi görmüş olmanın sevincini yaşıyor ve tüm dünyadan gezginlerin neden buraya akın ettiğini daha  iyi anlamış oluyorum. Siz de benim gibi geç kalanlardansanız, bir an önce buraya gelmeyi ihmal etmeyin.

 

 

 

 

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

admin

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: