Cebu’da sabah 6’da kalkıp doğruca limana gidiyorum. Beni Bohol’un başkenti Tagbilaran’a götürecek OceanJet feribotları buradan bir numaralı terminalden kalkıyor.

Limanın az dışında bilet satış ofisini göreceksiniz. Bohol ya da Taglibaran demeniz yeterli. Bir saat arayla kalkıyorlar. Size icerde mi yoksa dışarıda mı yolculuk etmek istersiniz diye soruyorlar. Dışarısı daha ucuz, ancak içerisi klimalı. Gerçi ben dışarısını seçtim, güneş gelmediği sürece klimalı gibiydi.

Feribota girişiniz biraz sorunlu, yaklaşık 500 php’ye yani 10 dolara biletimizi alıyoruz, iş bununla bitmiyor. İlk güvenliği geçiyoruz, bir sonraki güvenlik beni çeviriyor. Vergiyi ödemediğimi söylüyor. Geri dönüp 25 php, 50 cent ne olduğunu bilmediğim bir vergi ödüyorum. Daha sonra bunun ülkenin genel bir uygulaması olduğunu öğreneceğim. Ancak neden bilet fiyatına eklemediklerini anlamadım. Biletin üzerine bir kağıt daha ekleniyor. Bir sonraki güvenliğe geçiyorum. Yine durduruyor, bagajımı gösteriyor, sonra da eliyle nereye gitmem gerektiğini. Bir 50 php daha veriyorum, yani 1 dolar, uçaklardaki gibi valizimi kargoya verecekmişim, inerken alacakmışız. Tamam bitti herhalde derken, yok bitmemiş yeniden bu kez Check-in counter yazan yere yollanıyorum. Burası da bize oturacağımız sırayı ayarlıyor.  Tabi yukarıya çıktığımda pek kimsenin oturma sırasına takmadığını görüyorum. Güneşe göre herkes bir yere oturuyor. Yani totalde biletin üzerine daha 3 tane kağıt parçası zımbalanmış şekilde biniyorum. Buraya yazıyorum ama muhtemelen siz de sırasını unutacak ve benim gibi yeniden bunları yaşayacaksınız.

Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Oldukça sarsıntısız, rahat bir yolculuktu. Sadece oturulan yerlerin biraz konforsuz olduğunu söyleyebilirim. Ancak onda da rahatsız olmayacaksanız ayakta seyahat edebilirsiniz.

Tagbilaran, Bohol adasının dağıtım merkezi gibi. Buradan kalmak istediğiniz yere araç bulmanız gerekecek. Kalacağınız yere göre bazı oteller gelip sizi buradan alabiliyor. Ben Panglao’daki Alona Sahiline yakın bir hostelde kalıyorum.

Aslında iki seçeneğiniz var. Adanın doğal güzellikleri için Tagbilaran’da kalıp, sabah daha az yolculuk yapmak, ya da ada turlarına katılacaksanız, sabahları biraz daha erken kalkıp daha fazla yol almak, sonuçta çok fark etmiyor, tatildesiniz ve gezecek, dolaşacak çok zamanınız var.

Panglao, Tagbilaran’dan 20 km uzakta ve yolculuk yaklaşık 45 dakika sürüyor. Eğer sizi transfer edecek bir araç ayarlamadıysanız ‘tryke’lar 300 php, 6 dolar istiyor. Biraz limanın dışına yürür ve yeni yolcu getirmiş birini bulursanız 200-250 php’ye gidebilirsiniz. Bu araçlar Tayland’da benzerlerini gördüğümüz tuktuklar. Ancak farklı olarak yolcular arkada değil yanda bulunan bir selede taşınıyor. Biraz yavaş, sarsıntılı ancak havadar bir seyahat yapmış oluyorsunuz.

Cebu’da gördüğüm jeepneyler burada yok. Uber’i de deniyorum ancak araç bulamıyor. Bir tryke ile anlaşıp kalacağım yere doğru yola çıkıyorum. Bir süre sonra evler geride kalıyor. Yolun kenarına serpiştirilmiş derme çatma evler ve bazı binalarla yol devam ediyor. Buraların turist olmasa ne kadar sakin olacağını düşünüyorum.

Zaman zaman yemyeşil ağaçtan, bitkiden başka bir şeyin olmadığı dar yollardan geçiyoruz. İnsanın gözü dinleniyor, tek yorucu şey ağır nem ve bunaltıcı sıcak.

Varacağım yere yaklaştıkça tesisler artıyor. Sahile çok yakın gittiğimizi anlayabiliyorum. Akdeniz ya da Ege’deki sahil kasabasını andırıyor. Burası hala bakir, küçük bir yer olarak sınıflandırılalabilir. Çok fazla büyük tesis ve araba yok. Otobüsler çok nadir. Genellikle bisiklet, motosiklet ve çok küçük boyutlu kamyonetler görüyorsunuz. İnşaat malzemeleri bile bu küçük araçlarla taşınıyor.

Panglao adanın merkezi. Ancak toplasanız bir uçtan diğerine bir kaç yüz metrede gidebilirsiniz. Sahil şeridine yayılmış tesisleri saymaz iseniz pek çok restoran, masaj salonu, market, dalış ve tur merkezi bu bölge içerisinde.

Ben vakit kaybetmemek adına geleceğim ilk güne tur ayarlanmıştım. Burada kısaca özet geçeceğim ancak detaylı bilgi için Bohol Görülmesi Gereken Yerler yazımızı okuyabilirsiniz.

Alona Beach aslında eskiden bir balıkçı kasabasıymış. Malay, Endonezyalı, Çinli tacirler için uğrak noktasıymış. Sonra 1500’lerde İspanyol yerleşimciler adaya ayak basmış.

 

Şu anda da düşük sezonda halen bakir kalmış özelliğini koruyor. Yol başlarındaki şoförler sizi fazla rahatsız etmiyor. Merkezdeki büyük bar-restoran sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Alona Beach belki de en önemli sahili ancak temiz tutulmamış. Pek çok yerde çöp var, yüzüğünüz yerin az ilerisinde pek çok tekne demirli vaziyette duruyor. Ben bu sahilde yüzmedim, yüzmeyi de tavsiye etmem. Teknelerle yapacağınız ada turları işinizi yeterince görecektir.

 

Turlar

Ayrıca detaylı olarak anlatacağız ancak dikkat edilecek noktalardan bahsetmek gerekirse bölgenin başlıca turistik aktiviteleri dalış, balıkçılık, yunuslarla yüzme, şelale ve doğa yürüyüşleri, su kayağı, ada turları, snorkelle dalış, ateş böceği turları ve çikolata tepeleri turu sayılabilir.

 

Tur satın almak için kaldığınız yerle irtibata geçebileceğiniz gibi, şehrin dört bir yanına yayılmış tur acentelerini de kullanabilirsiniz. Hemen hemen hepsinde benzer fiyatlar söz konusu. Yalnız turlar erken başlayıp erken son buluyor genellikle, havanın akşam beş gibi kararıyor olmasının da etkisi olabilir.

Turlar konusunda bir ayrıntı var. Eğer benim gibi sezon açılmadan gelirseniz tüm turlara katılamayabilirsiniz. Çikolata tepeleri ve ada turları için sorun yaşamaz iken, doğa yürüyüşü, şelale turları, arı çiftliği, vb.de en az 5 kişi olma şartı istendiğinden katılamadım. Muhtemelen Aralık ortasından itibaren bu turlara da tek başına katılmak sorun olmayacaktır.

Yeme-İçme

Şehirdeki mutfaklar daha çok Çin – Kore mutfağına yakın. Özellikle sahile yakın konumlanmış büyük restoranlarda canlı deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayrıca pek çok yerde yaklaşık 10-15 dolara açık büfe yemek bulunmakta.

 

Eğer benin gibi bu mutfaklara alışık değilseniz İtalyan pizzaları servis eden Noah’s Place, özellikle et yemeyenler için içecek dahil 10 dolara devasa Margarita’yı tavsiye ederim. Yine sahilde yunan yemekleri sunan ancak menünün çoğunu türk yemeklerinin oluşturduğu Hera Greek Tavern bize yakın lezzetlerin tadılabileceği mekanlar. Sahil boyunca bulunan otel restoranları Avrupa mutfağına özgü yemekler de servis ediyor.

Sabah kahvaltısı pek bize uygun değil. Filipinliler genellikle pirinç ve balık ağırlıklı bir kahvaltı tercih ediyor. Ben yol kenarında ev yapımı hamur işleri satan dükkandan kahvaltılık aldım genellikle. Peynirli, tereyağlı bizim poğaçalara benzer ama daha küçük atıştırmalıklar vardı. Özellikle soğanla yapılan ama tatlı olanları tavsiye ediyorum. Kurabiye gibiydi, söylemeseler soğan olduğunu anlamazdım. Üstelik bir poşet aşağı yukarı 50 cent geliyor, yanına da bir mango suyu aldınız mı tamamdır. Daha temiz bir şeyler olsun diyorsanız, şehrin tek amerikan restoranı Dunkin Donuts var. Sabahları ton balıklı, tavuklu sıcak sandviçlerin yanında isterseniz etli olanlarından eti çıkartıp sadece kaşarlı sandviçte yapıyorlar. Donutlar da oldukça ucuz, tanesi 2 tl. Sıcak soğuk kahveyle yiyebilirsiniz.

Konaklama

Her türlü bütçeye uygun konaklama seçeneği mevcut. Ben geceliği yaklaşık 10 dolara merkezi bir hostelde kaldım. Rezervasyon yapmadan gelirseniz geceliği 15 dolardan başlayan odalar var. Ancak klimalı olanları bu fiyata bulmanız güç. Özellikle Aralık ayından sonra rezervasyonsuz gelmemenizi öneririm.

Ben kaldığım 4 günlük sürenin 3 gününü turlara, 1 günümü de dinlenmeye ayırdım. Turlardan arda kalan zamanlarınızda masaj yaptırabilirsiniz. Ancak buradaki masajlar konusunda beklentinizi yükseltmeyin. İsmi tay masajı olsa da Tayland masajıyla uzaktan yakından alakası yok. Çok sert bir masaj teknikleri var. Yağ istemezseniz kuru bir masaj yapıyorlar, cildiniz tahriş olabilir. Saati yaklaşık 400.-php-8 dolar. Akşamları açık bir kaç gece kulübü var. Müzikten rahatsız olduysanız deniz kenarında sakin bir müzik eşliğinde zamanı geçirebileceğiniz barları da mevcut. İsterseniz deniz kenarında şezlong üzerinde seyyar masaj yapanlar da var. Onun dışında şehir pek fazla bir şey vaad etmiyor. Doğal güzellikleri görmeye yeterince zaman ayırırsanız zaten, akşamları uyumaktan başka bir şey aklınıza gelmiyor.

 

Bir sonraki durağım Palawan adasının merkezi Puerto Princesa ve El Nido…

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.

%d blogcu bunu beğendi: