Lviv’den Kiev’e geçmek için uçak dahil pek çok seçeneğiniz var. Lviv hava alanı yurt içi uçuşlarda sadece Kiev’e uçuşlar için kullanılıyor. Aradaki mesafe yaklaşık 550 km. Ancak tren ve otobüs ile karşılaştırıldığında oldukça pahalı olduğundan yerel halk genellikle treni seçiyor.

Ayrıca bakınız…

Lviv ile ilgili yazımız

Kiev Gezi rehberimiz

 

Otobüsler konforlu sayılır, Polonya’dan yada Moldova’dan otobüs bulma ihtimaliniz bile mevcut. Ücret yazı tarihi itibariyle 10 dolar civarındaydı. Tren tüm eski Sovyet ülkelerinde ve günümüz Rusya’sında olduğu gibi oldukça sık kullanılan bir ulaşım aracı. Tren hatları ülkenin pek çok tarafına ulaşmakta. 6 kişilik yataklı vagonun 5 dolar olduğunu düşündüğümüzde ne kadar ucuz ve rahat bir ulaşım yolu olduğunu anlayabilirsiniz. Tatil dönemlerinde haftalar öncesinden biletler bitebiliyormuş.

Ben de tren yolculuğunu seçiyorum. Yalnız hem gündüz yolculuk yapabilmek hem de fazla zaman kaybetmemek için “intercity plus” denen biraz daha hızlı trenleri seçiyorum. Bu trenler Lviv-Kiev arasını 5 saatte alabiliyorlar. Hızlı trenden çok bizdeki ismiyle “hızlandırılmış trenler”.

Tren biletlerini yolculuğu planlamaya başladığımda online olarak almıştım. Biletlerin çıktısını almama bilek gerek yokmuş. Lviv tren istasyonuna geldiğinizde latin alfabesiyle de yazan tabelalardan treninizin hangi perondan hareket edeceğinizi öğreniyorsunuz. Genelde trenler başka bir şehirden gelip bazen son durakları da Kiev olmayabiliyor. Biletleri alırken rotanın başlangıç ve bitiş isimlerinin farklı olmasına şaşırmayın.

İnternetten alırken gördüğüm oturma düzeni ile trene bindiğimde vagonun oturma düzeni birbirinden çok farklıydı. Kimseyle anlaşamam ve kiril alfabesiyle yapılan açıklamalar yüzünden ilk başlarda oldukça sıkıntılı anlar yaşadım ama sonradan üniversitede okuyan bir genç bana yardım etti. Vagonumuzda bu genç üniversiteli arkadaşın dışında Hollandalı ancak babası Mısırlı bir arkadaş daha vardı. Böylece saatlerce sürecek yolculuk biraz daha çekilebilir hale geldi.

Trenle yolculukların diğer güzel yanı şehir merkezlerine kadar gidebilmeniz. Genellikle eski yapılar olduğundan zamanında şehir dışında kalmalarına rağmen günümüzde şehir merkezinde bulunuyorlar. Kiev’de de böyle. Tren garından kaldığım hostele gelmem 5 dakika sürüyor.

 

Hostelim “Zhostel” diye bir yer. Şimdiye kadar bu kadar farklı milletten ve çeşitli yaş gruplarından kişilerle kaldığım bir yer hatırlamıyorum. 10 yaşında çocuklar da vardı, 60 yaşında amca da.  Yerel giysileriyle zenci arkadaşta, Chelsea’dan gelmiş havalı İngiliz de. Neyse zaten sadece geceleri yatmaya geldiğimden sorun etmedim.

 

Akşam üzeri geldiğim için yarın yapacaklarımı planlamak ve az da olsa nerede ne var diye dolaşmaya çıktım. Ilk izlenimim gerçekten büyük bir şehir olduğuydu. Moskova ya da St. Petersburg’a benzer bir havası var. Yollar caddelerle kare biçiminde kesiliyor, kaldırımlar çok geniş ve yürüyüşü engelleyici hiç bir şey yok. Dükkanlar oldukça lüks ve çok sade. Gözü rahatsız edebilecek hiç bir şey yok. Korna duyulmuyor, araçlar yayalara yol veriyor. Pek çok noktada trafiği kesmemek için alt geçitler yapılmış. Buralarda elbiseden ayakkabıya, kahveye, telefona kadar her şeyi bulabileceğiniz dükkanlar mevcut.

Saatler ilerledikçe şehir aydınlanmaya başlıyor. Caddeler ışıl ışıl. Kahve içip oturabileceginiz mekanlar, barlar, lüks mağazalar ilk göze çarpan yerler. Yemekle aram pek iyi olmadığından her yerde yiyemeyenlerdenim. Merkezi bir yerde gözüme döner yazısı çarpıyor. Sahibiyle konuştuğumda Türkiye’deki Bursa Kebap Evi’ne bağlı olduklarını öğreniyorum. Fiyatlar Türkiye’ye göre bile pahalı. İskender ve kolaya 50 tl civarı ödüyorum. Ukrayna standartlarında en az 100-150 tl demek bu. Ama hakkını vermem gerekirse gerçekten çok güzeldi.

 

Yemekten sonra gezmeye devam edip, “Bağımsızlık Meydanı”na kadar yürüyorum. Etraf oldukça kalabalık. Herkes yollarda, restoranlarda. Havanın güzel oluşunun da etkisi var sanırım. Yarın sabah katılmayı düşündüğüm şehir gezisi de buradan başlıyor. 

Yol yorgunu olduğumdan fazla dolaşmadan Uber‘le hostelime gitmeye karar veriyorum. Şoförler hiç ingilizce bilmeseler de sorun yaşamadım, uygulama üzerinden nereye gideceğimi seçiyorum birkaç dakika sonra araba geliyor. Selam verip geçiyorum. Şoförler zaten nereye gideceğimi uygulama üzerinden görüyorlar. Benim de onların da işi kolay oluyor. Gitmek istediğim yere vardığımda uygulama üzerindeki kart bilgilerim üzerinden gereken ücreti alıyorlar.

Ertesi gün erkenden kalkıp şehir turu yapılacak “Independant Square” denen Bağımsızlık Meydanı’na gidiyorum. Saat çok erken olduğundan kahvaltı edip, biraz etrafı gezerim diye düşünmüştüm. Ukraynalıların kahvaltı kültürü bizden çok farklı değil, genellikle kahve ve hamur işleri yiyecekleri alıp iş yerlerine giderken ya da iş yerlerinde yiyorlar. Bunun dışında sabahları sandviç yapan, donut satan ya da omlet-menemen benzeri şeyler satan yerler bulabilirsiniz. Ben bu gezi gününde sandviç yapan dükkana girip vejeteryan bir sandviç yiyorum. Güzel de kahveleri var. Kahve ile birlikte yaklaşık 2 dolar tutuyor, yani 7-8 lira.

Bağımsızlık Meydanı gerçekten devasa bir meydan, etrafında çeşitli devlet kurumları, oteller alışveriş merkezleri var. Büyük bir ana caddenin kesişme noktasında, trafik olabildiğince yer altına alınmış. Meydanın bir köşesinde oldukça büyük ve uzun bir anıt göze çarpıyor. Sovyetlerden bağımsızlığı kazandığı 1991 yılında yapılmış. Hemen önünde merdivenler ve fıskiyelerle süslü süs havuzları var. Yazın sıcağında çocukların oynamayı sevdikleri bir yer. 

Saat 11 gibi bize ücretsiz şehir turu verecek arkadaşla buluşmaya gidiyorum. Turumuzda birisi  Lübnan asıllı ama Amerika’da yaşayan bir arkadaş, İngiliz bir çift,  Portekizli üç genç bayan arkadaş katılıyor. Rehberimiz  yaklaşık iki saat sürecek turla ile bilgiler veriyor. Rehberimizin dediğine göre sabah 11 ve öğleden sonra saat üçte olmak üzere günde iki tur düzenliyorlar.  Bunlardan biri eski Kiev turu, daha çok kiliselerin bulunduğu Dinyeper Nehri’nin olduğu tarafa bakan kısmında genellikle tarihi eski binaların olduğu tur yaklaşık iki saat sürüyormuş. Diğeri de Bağımsızlık meydanındaki anıtın ardında kalan eski Sovyet dönemine ait yapıların bulunduğu tur. Rehberimiz her iki tura katılan birinin şehirde görülmesi gereken yerlerin dörtte üçünü görmüş olacağını ısrarla üzerine basarak söylüyor.  Siz de kendi başınıza gezmektense, böyle bir tur ayarlayıp, kısa sürede çok daha fazla bilgiyi ilk elden alma fırsatını bulabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, internette kısa bir araştırma ve buluşma noktasına gidip, belirtilen saatte orada olmak.

 

 

Kiev’de görülmesi gerekenlerle ilgili ayrı bir yazımız mevcut, detaylı bilgiler için okumanızı tavsiye ediyorum. Kiev turunda rehberimiz ayrıca istersek nehir turuna da katılabileceğimizi söyleyip, nereden sahile ineceğimizi göstermişti.  Ben de turdan sonra bu nehirde tekneyle gezintiye çıkılan bu aktiviteye katılmak istedim. Yaklaşık bir saat yemek molası verdikten sonra St. Michael Kilisesi’nin hemen yanındaki finikülerden yazı tarihi itibariyle sadece 3 grivna karşılığında, yaklaşık 30-40 kuruş bir ücret karşılığı nehir turunun yapıldığı limana ulaştım. Dinyeper Nehri’nin üzerindeki iki büyük köprüyü görebileceğiniz limanda teraslar, kafeler, izleme alanları mevcut. Aynı zamanda rıhtımda demirlemiş tur teknelerinin üzerinde numaraların yazıldığı bölümler göreceksiniz. Bu tabelaların hemen yanında üzerinde “kasa” yazan, biletleri satın alabileceğiniz büfeler mevcut. “Kasa” bizdeki anlamıyla aynı, gişe demek. İngilizce bilmenize gerek, pek çok broşür var ve  buradan istediğiniz turu gösterip, biletinizi alıyorsunuz. Sadece gemiye bineceğiniz numara önemli. Yirmi dakikada bir kalkan bir saatlik turlar var. En popüleri bu turlar. Daha sonra iki saatlik turlar var ve en son üç buçuk saatlik Dinyeper Denizi dedikleri Dinyeper Nehri üzerinde kurulu barajın üst kısmına geçebileceğiniz bir tur vardı ki, ben bu turu aldım. Bir de gördüğüm kadarıyla akşam gün batımı yapılan yemekli turlar vardı. Yazı tarihi itibariyle üç buçuk saatlik turu, 320 grivnaya, yani yaklaşık 45-50 liraya aldım.

Nehirdeki gezintimizin ardından tecrübe ederek aslında 3,5 saatlik turun gereğinden fazla uzun olduğuna karar verdim. Tavsiyem bir ya da iki saatlik turu seçmeniz yönünde olurdu. Daha yakın bir rota izleniyor ancak bu üç buçuk saatlik turla arasında ne fark var derseniz Dinyeper Nehri etrafındaki yerlerin dışında, bir de Dinyeper Barajı’nın üst kısmına geçmek için Panama Kanalı’ndaki gibi bir sistem var, o sisteme benzer bir deneyim yaşamış oluyorsunuz.

 

Şöyle ki nehir boyunca iki saate yakın bir yolculuktan sonra baraja geliyorsunuz. Burada iki farklı nehir seviyesi olduğundan yaklaşık 15 metrelik yükseklik farkı var. İlk önce tekneler bir tarafı açık havuz benzeri yere geliyorlar, daha sonra kapaklar üzerinize kapanıyor. Yaklaşık 5-10 dakika içerisinde su bırakılarak seviye yükseltiliyor. Dinyeper Denizi dedikleri noktaya gelene kadar bir süre geçmesi gerekiyor, arkasından bu sefer baraj tarafındaki kapaklar açılıp diğer taraf kapalı olduğu için baraj kısmına geçiyorsunuz . Bu bölümünde 15 dakikalık bir turdan sonra yine aynı şekilde geri gidip, benzer bir sürede bir alttaki seviyeye tekrar inmiş oluyoruz.  Diğer turlardan tek farkı bu ana şahitlik etmeniz.

Tekne turu boyunca deneyimlediğim şeylerden bir tanesi, buradaki insanların ne kadar güneşe hasret olduklarıydı. Mayıs ayının sonu, havanın çok da sıcak olmadığı, 15-20 derecelerde dolandığı dönemler olmasına rağmen güneşi görenler nehir kenarında gerek tekneleriyle, gerek şişme botlarıyla, gerek nehir kenarlarına ulaşılabilecek yollardan arabasıyla gelip, çadır kurduklarına, yere halılar atıp piknik yaptıklarına, balık avladıklarına, yarı çıplak güneşlendiklerine şahit olabiliyorsunuz. Bu kısa süreli güneşin olabildiğince fazla tadını çıkarmaya çalışıyorlar. Dediğim gibi siz yine bu dönemde gelecekseniz, etrafı görmek nehirden zevk almak, yeşillik görmek isterseniz, kısa turlardan biri de olsa mutlaka katılmanızı tavsiye ediyorum.

Tekne turundan akşam yedi gibi dönüyoruz. Yorgunluktan çok fazla dolaşmaya halim yok. Neredeyse tüm gündür ayaktayım, hafif bir yemek yeyip, hostelime geçiyorum. Günlük notlarımı aldıktan sonra yarınki Çernobil turu için olabildiğince erken yatmaya çalışıyorum.

Bir sonraki gün Çernobil’in yaşandığı Pripyat’tayım, görüşmek üzere…

 

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

1 YorumYorum Yaz

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.