Ah, Küba;

Hep böyle mutlu kal!

 

Küba’da eğitime çok önem veriliyor.  Çocuklar mutlu, insanlar sıcakkanlı ve saygılılar… Rengarenk evler, nostaljik klasik arabalarla dolu caddeler… Her yerde müzik, puro ve Che’yi görebileceğiniz sokaklarıyla Küba, belleğinizde unutulmaz imgeler bırakıyor. Bir film setine benzeyen bu büyüleyici atmosfer adeta 1958’de takılı kalmış. O havayı koklayıp yaşamak çok güzeldi. Berberleri, kalaycıları, bileycileriyle sokakları ve meydanları capcanlı…

 Ah, Küba; hep böyle mutlu kal!

Cemal TURAN

Küba doğal, kültürel ve sanatsal gezi tutkunları için, farklı bir kültürü tanımak ve eğlenceli bir tatil geçirmek isteyenler için oldukça keyifli bir yer. Yeniden gitme şansımız olsa Havana’da 4, Trinidad’da 3 gün kalmayı tercih ederdim. Diğer yerler doğal ve kültürel geziler için daha uygun. Havana’daki müzeler ve sanat galerileri harika, mutlaka gezilmeli… Şehir turu için HopOn otobüsler var.

Havana Club ucuz ve uygun bir eğlence seçeneği. Biz Parizyen Show’a gidemedik ama öneriliyor. Canlı müzik dinletileri büyüleyici. Bu arada gitmeden mutlaka salsa dersi almanızı öneririm.

Küba’da mojito ucuz, sadece 2-3 CUC. Balık ve diğer deniz ürünleri ile sebze çorbası leziz. Taze mango, muz, ananas, hindistan cevizi ve avokadoya adeta doyduk. Küba’nın kahveleri de çok güzel, tavsiye ederim.

Küba’da eğitime çok önem veriliyor. Öğrencilerin üniformaları devlet tarafından karşılanıyor. Anaokulundan liseye kadar her kademede tek tip üniformalar kullanılıyor. Çocuklar mutlu, insanlar sıcakkanlı ve saygılılar…

Film setinde gibi bir tatil

Trinidad, Unesco’nun korumasında olan fantastik bir yer. Her evin kapısında cıvıldayan kuşlar var. Evler rengarenk boyalı, yolları Arnavut kaldırımlarıyla döşeli. Sokaklar da müzik, puro, Che imgesiyle dolu. Yollar klasik araba müzesindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Bir film setine benzeyen bu büyüleyici atmosfer, sanki 1958’de durmuş, o havayı koklayıp yaşamak çok güzeldi.

Küçük bir gözlemi de aktarmadan geçmeyelim: Sanırım Küba’da krem az ki, kadınlar sık sık kremimiz olup olmadığını sordu. Oje sürmeyi, renkli giyinmeyi, gözlük ve şapka takmayı çok seviyorlar.

Berberleri, kalaycıları, bileycileriyle sokaklar ve meydanları capcanlı… Ah, Küba; hep böyle mutlu kal!

Lafı fazla uzatmadan Küba’da gün gün ne yaptık, anlatalım…

  1. gün, pazar

Küba’ya 10 saat süren uçuşun ardından yerel saatle 21.45’te indik. Valizlerimizi aldıktan sonra çıkışta bizi otelimize götürecek olan şoförle buluştuk. Küba’da turistlerin kullandığı para birimi CUC almak için yaklaşık 1 saat bekledikten sonra aracımızla Maria Casa’ya geldik. Çok yorgun ve hafif jetlag olduğumuz için hemen odalarımıza geçerek uyuduk.

Aile ortamındaki Maria Casa, Eski Havana’nın ara sokaklarında; temiz, klimalı ve büyük odalara sahip bir konaklama seçeneği. Odalarında temiz 2 çift ve 1 de tek kişilik yatakları var. Yani 3-4 kişi rahatça kalabilirsiniz. Üst kattaki balkonda kahvaltı yapılıyor. Kahvaltıda meyve salatası, taze sıkılmış mango ile yumurta, kaşar, bal ve mango marmeladını denemekten çekinmeyin.

Kahvaltının ardından çevreyi keşfe başladık. Havana sokaklarını dolaşarak fotoğrafladık. Pazar günü olmasından ve o gün Papa’nın Küba’yı ziyaret etmesinden dolayı birçok sokak ve tarihi yer kapalıydı. Yine de çok keyifli ve sürprizlerle dolu bir gün geçirdik.

Kahve molasını iç mekanı harika olan bir kafede vermeyi tercih ettik. Burada karşılaşıp tanıştığımız genç Türk çift ile sohbet ederek onlardan Küba hakkında biraz bilgi aldık.

Havana sokaklarında Madre Teresa De Caltuta Kilisesinin bahçesinde fotoğraf çekerken içeride papaz vaaz veriyordu. Biz de içeri girdik. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için burada fotoğraf çekemedik. Kendi aramızda konuşurken Papaz bizi içeri davet etti ve nereli olduğumuzu sordu. “From İstanbul” deyince sohbetine ara verip bize “Hoş geldiniz!” dedi. “İstanbul çok güzel” deyip bizimle bir sohbete koyuldu. Misafirlerine bizi göstererek Türkiye ve İstanbul hakkında bir şeyler anlattı. Sonrasında da bize kiliseyi gezdirdi. Cumhurbaşkanı’nın kendisine Türk pasaportu verdiğini, Türkleri çok sevdiğini ve Ekim’de Türkiye’ye geleceğini anlattı. Geldiğinde kendisini misafir etmek istediğimizi söyleyip beraber balık yemeye gitmeyi önerdik. Davetimizi “Olabilir” diyerek kabul eden Papaz, “Kadıköy’e gidebiliriz” deyip bizi çok mutlu etti. Biz ona telefon numaramızı verdik, o da bize Papazlık ünvanının ne olduğunu ve e-posta adresini söyledi. Beraber hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra vedalaşıp oradan ayrıldık.

Sıra Küba’nın artık birer nostalji imgesine dönüşen harika arabalarına geldi. Üstü açık ve pembe renkli bir araca binerek Küba’yı bir de bu ünlü araçlarla turladık ve bol bol fotoğraf çektik. Bu arada belirtmeden geçmeyelim: Bu araçlarla yapılan gezinin 1 saati 20 CUC.

Yeni Havana’da izlediğimiz Tropicano Show ve ortamın ambiyansı şahane ötesiydi. Gar Çakıl Gazinosu’nun sahne ve masa sıralanışı 1970’lere ait gibiydi.

İçeri girmek için ise, rezervasyonunuzun olması şart ve pantolon giymeyi unutmayın. Bizim rezervasyonumuz yoktu ve şortlu olduğumuz için de başta içeri almadılar. Bin bir dil döktükten sonra görevli, bize emanet pantolon verip içeri aldı. Böylece Küba’da ilk günümüzü Küba dans gösterisi ile tamamlayabilmiş olduk.

Mekana giriş ücreti 70 CUC. 2 İçecek ve bir şişe Club Havana ücretsiz ve gösteri saat 22.00’de başlıyor. Bu saatten önce aldığınız içecekler ise ekstraya giriyor. Bu arada sakın şaşırmayın, verdikleri emanet pantolonları gösteri bitmeden salondaki masanızda alıyorlar.

 

  1. gün, pazartesi

Erkenden kalkarak yaptığımız harika kahvaltının ardından saat 8.30’da şoförümüz Manuel De La Cruz Becerra (Prefessional Driver) ile buluştuk. Kendisi aynı zamanda bizi Küba’da 4 gün boyunca gezdirecek olan rehberimiz.

Küçük bir şehir turunun ardından Pınar del Rio, Vinales’e doğru yaklaşık 2.5 saat süren bir yolculuğa çıktık.

Pınar del Rio Küba’nın en verimli, kaliteli tütün üretilen bölgesi. Burada bir puro üretim fabrikasını ziyaret ettik. Puronun nasıl üretildiği hakkında bilgiler aldık. Fabrikada fotoğraf çekmek yasak olduğundan fotoğraf makinemizi kullanamadık ama cep telefonları sağ olsun. Gizlice birkaç kare çekebilme şansımız oldu.

Genç kızların bacaklarında puro sarıldığı efsanesinin doğru olup olmadığını görmek istedik. Ben puro saran kızlardan birinden rica ettim ve o da sağ olsun harika bir poz vererek beni kırmadı.

Tabii ki, fabrika satış yerinden hediyelik purolar aldık. Churchil’in içtiği Romeo Julieta ve Fidel Castro’nun içtiği Cohiba purolarını tercih edebilirsiniz. Bir kişi en çok 50 adet puro getirebiliyor ama havaalanında kimse bizi aramadı, galiba bunu biraz serbest bırakmışlar. Havaalanı hariç, fiyatlar genelde her yerde aynı.

Rotamızda sıra Cordillera de Guaniguanico kasabasındaydı. Burası çam ormanlarıyla kaplı dağlardan ve nesli tükenmekte olan hayvanların barındığı koruma alanlarından oluşan bir bölge. Yani, doğaseverlerin gözdesi.

Parque Nacional de Vinales Vadisi, Küba’nın en güzel manzaralarından birini gözlerinizin önüne seriyor. Bu muhteşem vadi, tütün tarlaları ve kuş gözlemcileri için doğa harikası bir yer.

Yolumuzun üstündeki Vinales’de, kireçtaşı kayasının sarp yamacına yapılan “Küba’nın Bahçesi” adlı açıkhava tablosu Küba’nın tarih öncesi dönemini konu eden resmi gördük.

Sonra milyonlarca yıl önce denizin altında kireçtaşından oluşmuş karstik mağara, Cueva Del India’yı gezdik. Buranın içinde oluşmuş yeraltı gölünde küçük bir gezinti yaptık ve çıkışta tropikal ağaç yapraklarından yapılan şapkayı denedik. Bu arada da biz mağara içindeyken dışarıda çok şiddetli bir yağmur yağmış. O nedenle mağaradaki ziyaretimiz planlanandan daha uzun sürdü.

Küba’nın her yerinde, özellikle yediğimiz-içtiğimiz yol üstlerinde, köylüler harika mojita, muz, mango ve ballı hindistancevizleri satıyorlardı. Harika tada sahipler ve ucuzlar.

O günkü gezimizin sonuna gelirken dönüş yolunda çok ama çok şiddetli bir yağmura yakalandık. Buna rağmen profesyonel şoförümüz gayet sakin ve dikkatli şekilde bizi bir balık lokantasına götürdü. Akşam yemeğimizde balığımızı yedikten sonra Küba Devriminin önderi Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara’nın sembolü olan bina tablolarını fotoğrafladık. Burada küçük bir bilgiyi de vermeden geçmeyelim, Ernesto Guevara’ya “Che” adını yerel halk sonradan takmış. “Ahbap, dost” anlamına geliyormuş.

Küba için Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara ne kadar önemliyse Türkiye için de o kadar önemli olan dünya liderimiz, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün büstünü ziyaret ettik burada.

Küba’lılar Türkiye’yi ve Türkleri tanıyor ve seviyorlar. Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğunu söylüyorlar. Hatta Trinidad’da yaşlı bir amca “Dünyanın en önemli liderlerinden Mustafa Kemal Atatürk” deyince tüylerimiz diken diken oldu ve tekrar gurur duyduk.

Fotoğraf çekimimizi yağmur nedeniyle bitirmek zorunda kaldık ve akşamları gittiğimiz, iç dekorasyonu harika olan La Vitrola Cafe’ye doğru yola koyulduk. Burada canlı müziğimizi dinlerken puromuz eşliğinde Rom kokteylimizi içtik.

  1. gün, salı

Erkenden Cienfuegos ve Trinidad’a gitmek için Maria’nın otelinden ayrıldık. Sabah sakinliğinde rengarenk, güzel bir caddeyi fotoğraflamak için mola verdik. Sonrasında da 250 km’lik yeni bir yolculuğumuz başladı. Yol üstünde yine harika içeceklerden tatmak için mola vererek UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan Cienfuegos’a geldik.

Cienfuegos, küçük ve şirin bir yer. Açık renkli insanların yaşadığı sakin bir kent. Buradaki liman, dar bir ağza sahip olduğu için sakindi.

Buradaki Jose Marti Parkını, Tomas Terry Konser ve Tiyatro Salonunu, Valle Sarayını, Prado Promenade’i, Malecon Bulvarını görme fırsatımız oldu. Rengarenk evleriyle sakin bir şehir burası.

950 kişilik Tomas Terry Konser ve Tiyatro Salonunu görüntülemeyi ihmal etmedik. Gezerken de bir gelinle damada denk geldik ve onların da fotoğraflarını çektik. Çok sevinip mutlu oldular, romantik pozlar verdiler. Fotoğrafları kendilerine gönderebilmek için e-posta adreslerini aldıktan sonra vedalaşıp ayrıldık.

Çok sıcak olan havadan ve güneşin altında uzun süre geçirmekten yorulmuştuk. Bir mola verip öğlen yemeğimizi Cuba Villa Lagorta Restaurant adlı bir restaurantta yedik. Tercihimiz, muz cipsi Chicharrita ile harika bir tada sahip sebze çorbasından yana oldu. Bu özel çorba patates, lahana, domates, soğan ve bal kabağından yapılmıştı. Tadı ve servisi harikaydı.

Güzel köy yollarından dolaşarak 1 saatlik bir yolculuk sonunda Trinidad’a ulaştık ve orada konaklayacağımız otelimize yerleştik. O sırada çok şiddetli ve gök gürültülü bir yağmur başladı. Akşam otelin bahçesinden Trinidad’ı seyrederek yarınki programımızı gözden geçirdik. Yorucu bir gün olacağından erkenden yattık.

 

  1. gün, çarşamba

Trinidad yürüyerek gezilebilecek çok renkli bir şehir. Hiçbir sorun ve tatsızlık yaşamadan, güvenle ve huzur içinde gezebilirsiniz. Burası okullarında eğlence olan, her sokağında sanat evleri bulabileceğiniz, romantik müzeleri, tarihi evleri ve hediyelik eşya pazarıyla hayli dikkat çeken bu şehir, Küba’da önemli bir yerleşim yeri.

Eşeğinin üzerinde purosunu içen köylü amcalara rastlayabileceğiniz bu ilginç yer, sempatik insanlarıyla gönlünüzü fethedecektir. Trinidad’a gelirken özellikle yaşlılar için krem ve sabun, çocuklar için de şeker ve kalem alıp bunları onlara hediye edebilirsiniz.

Serinlemek ve dinlenmek için bölgenin yöresel içeceği Canchanchara’yı deneyebilirsiniz. Ayrıca sahildeki harika kumsaldan denize girip palmiyelerin altında güneşlenmek de çok keyifli.

Akşamları canlı müzik dinlemek isterseniz Casa De La Musica’ya gidebilirsiniz. 1 CUC giriş ücreti vererek salsa yaparken eğlenebilirsiniz.

  1. gün, perşembe

Trinidad’da yolumuzun üstündeki Condado köyünde, Puerto Rico Libre Okulu’na kalem vermek için duruyoruz. Bu kalemleri öğrencilere kendimiz vermek istedik, fakat güvenlik sebebiyle yasak olduğundan veremedik. Onun yerine elleri çimentolu bir şekilde yanımıza gelen okul müdürüne kalemleri teslim ettik.

Devrim mücadelesinin çok yoğun olduğu bölge Santa Clara’yı da gezdik. Burada öncelikle treni raydan çıkardığı yeri ve trenlerin içindeki sergiyi dolaştık. Che’nin mezarını ve sergisini, 32 devrimci arkadaşının isimlerinin olduğu anıtını ziyaret ettik.

 

 6 ve 7. gün cuma – cumartesi

Küba gezimizdeki son iki gecemizi geçireceğimiz otelimizde dinlendik ve denizin keyfini çıkarttık. Ayrıca gün batımının fotoğraflarını çektik.

Küba’daki beş ve altıncı günümüzü Havana’da gezemediğimiz yerleri dolaşmaya ayırdık. Erkenden Maria’nın oteline gelerek eşyalarımızı bırakıp kendimizi harika Havana sokaklarına bıraktık. Saat 17.00’de ara sokaklarda fotoğraflarımızı çektik ve ardından İstanbul’a dönüş için havaalanının yolunu tuttuk.

ÖNEMLİ NOTLAR

KONAKLAMA

Konaklama için bence 3, 4 veya 5 yıldızlı oteller yerine Casa’ları tercih edin. Hem daha uygun hem daha otantik ve temiz. Eski Havana’da kalmak isterseniz Jesus Y Maria’yı tavsiye ederim. Lüks oteller pis kokuyor; rutubetli, temizliği kötü ve yemekleri çok iyi değil.

  • Giderken uçakta çok yemek yemeyin.
  • Alışık değilseniz uyku ilacı Diazem alın.
  • Uçakta acil kapısının yanında veya koridorda oturmayı tercih edin.
  • Euro’yu CUC’a çevirmek için uçaktan inince tek kişiden fazla iseniz hemen dışarı çıkıp paranızı bozdurmanız gerekiyor; uzun sürebiliyor ve bu da sıcak ve yorgunluktan dolayı sinir bozucu olabiliyor.
  • Taksi ile Havana’ya transfer: 25 CUC
  • Yanınızda İspanyolca sözlük bulundurun.
  • İçeceğiniz suyun kapalı olmasına dikkat edin, hatta özellikle kapalı su isteyin. Suyun kapağını kendiniz açın. Boş şişeleri doldurup yeniden satıyorlar, aklınızda olsun. (Turistik yerlerde servis için getirirken açıyormuş numarası yapıyorlar, hatta suyunuzu içince şişeyi kırarak buruşturun.)
  • Taksi veya bisiklet taksilerle pazarlık yapın, söylediklerinin yarısı veya üçte birine indirin. Ne olursa olsun mutlaka pazarlık yapın!
  • Bahşiş için 0.50 veya 1 CUC vermeniz yeterli. (Fotoğraf çektirenlere de 1 CUC verin.)
  • Mutlaka bozuk para bulundurun (1’lik kağıt ve bozuk para, 3’lük, 5’lik, 10’luk kağıt paralar var.) DİKKAT: Dışarıda para bozdururken Küba’nın yerlilerinin kullandığı parayla karışmamasına dikkat edin. Turistler Küba’da CUC’u kullanıyorlar.
  • İmkan ve fırsatınız varsa gitmeden Salsa dersi alın.
  • Küba dönüşü alındığı söylenen çıkış harcı 25 Euro artık alınmıyor.
  • Adam başı 1 valiz 23 kg’ı geçmemeli, eğer geçerse fark ödemek gerekiyor.
  • Hediyelik eşyalar genelde aynı fiyat, siz yine de pazarlık yapın.
  • Birkaç yerin dışında kredi kartı geçmiyor.
  • Hırsızlık veya başka bir rahatsız edecek olay yok ama siz tedbiri elden bırakmayın.
  • Küba’da balık ve diğer deniz ürünlerine, sebze çorbası, taze mango, muz, ananas, hindistancevizi ve avokadoya doyabiliriz.
  • Küba vizesi için 280 TL alınıyor. (Direkt Küba’ya uçacaksanız Schengen vizesine gerek yok.)
  • Kitaplardaki bilgiler eski olduğundan çok fazla stres yapmayın. Korkmayın Küba’yı rahatlıkla gezebilirsiniz.

ARAÇ KİRALAMA

Yollar gayet güzel, otobanlar bizdekiler gibi; ara köy yolları da gayet güzel, isterseniz araç kiralayarak gezebilirsiniz. Trafik kurallarına dikkat edin, polis çevirmeleri oluyor. Ayrıca şoförler kurallara uyuyor, emniyet kemerleri önde ve arkada bağlanıyor. Dört arkadaş gidilirse daha ucuza gelecektir. REX ve Transtur gibi birkaç firma var. Ayrıntılı bilgi için: www.rex.cu

GEZDİĞİMİZ YERLERİN UZAKLIKLARI

Havana – Pınar Del Rio: 160 km.

Havana – Trinidad: 320 km.

Trinidad – Santa Clara: 160 km.

Santa Clara – Varadero: 240 km.

Varadero – Havana: 160 km.

               

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Cemal Turan

Yorum 2'siYorum Yaz

    • Merhaba Kemalettin bey,

      Finladiya da mı yaşıyorsunuz…
      Eğer öyleyse şimdi THY’ye baktım.
      1 aktarmalı var ama çok uzun ve pahalı…

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.