İlk günün yorgunluğu etkisini akşam yemeğinden sonra çok çabuk gösteriyor. Ürgüp’te otelimizden çıkıp şehir merkezinde bir süre dolaşıp çaylarımızı içtikten sonra fazla gecikmeden otelimize dönüp yatıyoruz. Yarın da yoğun bir gün olacağını biliyoruz.

Kapadokya’da ilk gün yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Sabah erkenden kalkıp kahvaltının ardından tekrar yollara düşüyoruz. Turla seyahatin diğer bir olumsuz yanı, sürelere riayet etmeyen yolcular. Mutlaka geç kalan birileri oluyor. Otobüsün zamanında kalktığı en azından bu turda ben görmedim. Tur rehberimizin de sürekli bu konuyu hatırlatma ihtiyacı hissetmesinden bunun sürekli tekrarlanan bir durum olduğunu düşünmeme sebep oluyor.

İlk durağımız Çavuşin Köyü. Burası bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biri. Göreme’ye 2 km uzaklıkta. Etrafında hediyelik eşyalar satan dükkanlar, restoran ve kafeler mevcut. Tek bir parça kaya bloğunun üzerinde oyularak yapılmış pek çok gözün bulunduğu bir yerleşim yeri. Tepelere kısa bir yürüyüş ve fotoğraf çekiminden sonra yola devam ediyoruz.

Bir sonraki durağımız bu turun olmazsa olmazlarından çanak-çömlek yapım atölyesi. Dünkü onix atölyesinden sonra başka bir pazarlama mekanına gittiğimizi hissediyorum ama yapacak pek bir şey yok. Ali Usta bir taraftan konuşup bir taraftan da maharetlerini sergileyerek kısa sürede güzel bir eser ortaya çıkarıyor. Hatta bir tane de gönüllü arkadaş bulup bir tane de onunla yapıyor.

Daha sonra esas kısma gelip ürünlerini nelere yaradığını nasıl kullanıldığını anlatıyor. Cilde iyi gelen topraktan tutunda suyu arıtan suya (!) hatta kahveyi kendi sıcaklığı ile pişiren cezveye kadar.  Pek ilgimi çekmese de pek çok hanımın can kulağı ile dinlediğini görüyorum. Zaten Ali Ustanın seçtiği tanıtım cümlelerinden esas hedefin hanımlar olduğu çok belli. Biz erkeklere kalsa dükkanı çoktan kapatmak zorunda kalabilirlerdi.

Neyse otobüsün altını çanak ve çömleklerle dolu görmek en azından ekonomimiz adına sevindirici idi. Buradan ayrılarak günün en güzel noktalardan birine Uçhisar’a doğru devam ettik.

Uçhisar Hakkında Kısa Bir Özet:

Uçhisar’ın tarihi, Kapadokya’nın tarihinden ayrılamaz. Tarihi milattan önce VI. Yüzyıla kadar uzanan bölge her dönem önemli ticari ve askeri güzergahlar üzerinde bulunmuştur. 11. Yüzyılda Anadolu’ya göçen Türkler için bu bölge önemli bir yerleşim birimi olmuştur. Bölgenin kaya oluşumlarının yapısı gereği, oyulması ve işlemesi kolay olduğundan, yerleşim konusunda her zaman tercih edilmiştir. Osmanlı zamanında Uç Beyliği konumu dolayısıyla bu isim verilmiş olup, o tarihte 3000 kişinin yaşadığı kayıt edilmektedir.

Uçhisar’da verdiğimiz fotoğraf molasının ardından hemen kalenin arkasında bulunan “Güvercinlik Vadisi’ne geçiyoruz. Burası da ismini vadi üzerinde yuva yapmış güvercinlerden alıyor. Uçhisar kalesini çok güzel bir açıdan gören vadi, fotoğraf çekimleri için uğrak bir mekan. Hediyelik eşya satan dükkanların yanında yem satın alarak güvercinleri besleyebilirsiniz.

Uçhisar”dan dönüşte yörenin meşhur sütlü kabak çekirdeklerini tatmak ve daha önceki seferlerde olduğu gibi alışveriş için bir mekanda duruyoruz. Taze kavrulmuş çekirdek daha bir güzel oluyormuş. Mekandan alışveriş yapmasanız bile nar çayı ve çeşitli kuru yemiş çeşitlerini tatmanız mümkün.

Öğlen yemeğinden önce Avanos merkeze gidip Kızılırmak nehri kenarında küçük bir yürüyüş yapıyoruz. Avanos yerlileri nehrin kenarında bulunan parklarda piknik yapıyor. Bizim gibi tur için gelen büyük bir kalabalık ise nehrin karşısına geçmeyi sağlayan sallanan köprü üzerinden karşıya geçmeye çalışıyor. Burası adı gibi sallanıyor. Her iki taraftan sağlam çelik halatlarla sabitlenmese köprünün üzerinden nehre düşmek işten bile değil.

Öğlen yemeğini yedikten sonra öğlenden sonrasını geçirmek üzere Hacı Bektaş ziyareti için yola koyuluyoruz. Yaklaşık 40 dakikalık yolculuktan sonra müzeye varıyoruz. 13. Yüzyılda yaşamış Hacı Bektaş’ın türbesinin bulunduğu yere geliyoruz. Burası bir külliye görünümünde. Farklı illerden geldiği belli pek çok kişi bu kutsal mekanı ziyaret etmek akın etmiş vaziyette. İnsan, tanrı sevgisi, hoş görüye dayalı öğretileriyle Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli hizmetleri olmuş bir zat, Bektaşi öğretisinin de çıkış noktası bu topraklar. Birkaç saatimizi burada geçirdikten sonra tekrar dönüş yoluna düşüyoruz.

Hacı Bektaş dönüşü rehberimiz kötü bir haber veriyor. Balon turu rüzgarlı hava sebebiyle sivil havacılık tarafından iptal edilmiş. Otobüste sesler yükseliyor, hayal kırıklığı yaşanıyor. Ancak sonuç değişmeyecek. Balon turu ve balon fotoğrafı düşlerimiz bir başka mevsime kalıyor. Balon turunun iptali üzerine günümüzü atv turuyla devam ettirmeye karar veriyoruz. En azından bu şekilde bölgeyi biraz daha yakından görebiliriz diye düşünüyorum.

Akşam üstü 6 gibi otelimize dönüyoruz. Yemekten sonra pek gezme modunda olmadığınızdan yemekten önce Ürgüp merkezden gördüğümüz kaleye benzeyen yüksek tepeye çıkmaya karar veriyoruz. Biraz eğimli bir yoldan 10 dakikalık yürüyüş bizi tepeye çıkarıyor. Tepenin isminin “Temenni Tepesi” olduğunu öğreniyoruz. Özel bir şirket tarafından işletiliyor. Kahve içip şehri yukarıdan seyredebileceginiz güzel bir yer. Tepenin diğer tarafından güneşin batışını daha ihtişamlı bir şekilde izleyebilirsiniz. Orada da özel bir restoran var ama ara sokaklardan manzarayı izleyip fotoğraf çekebileceğiniz bir yer bulabilirsiniz.

Dönüşte yemeklerimizi yeyip biraz dinlendikten sonra ertesi gün atv turu için 5’te kalkacağımızdan erkenden yatıyoruz.

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.