Kuzey Tayland’daki ikinci durağım Chiang Mai oluyor.  Kuzeydeki iki kent olan Chiang Rai ile Chiang Mai arasında yaklaşık 200 km bir mesafe var ve genellikle klimalı, geniş koltuklu, lüks sayılabilecek otobüslerle ulaşım sağlanıyor. Bizdeki otobüslerden farklı olarak, şöför mahalli ile yolcuların bulunduğu bölüm tamamen bir birinden ayrı ve içerisi gerçekten çok soğuk olabiliyor. O yüzden hava her ne kadar sıcak olsada bu tarz yolculuklar için yanınızda üzerinizi örtecek bir şeyler bulundurmalısınız.

Chiang Mai, Bangkok’un 700 km kuzeyinde yer alıyor. Tarihi çok eskilere uzanan şehir, Çin’den bu topraklara gelen ilk Tayların kurduğu Lanna Krallığı’na 450 yıl başkentlik yapmış. Ağırlıklı olarak Budist halkın yanında, müslüman azınlık da bulunmaktadır.

Üç saate yakın otobüs yolculuğunun ardından akşam saatlerinde şehre ayak basıyoruz. Chiang Rai’den farklı olarak hemen büyük bir şehir olduğu belli oluyor. Trafik çok ağır işliyor, her yer sağa sola yürüyen insanlarla dolu, sağlı sollu masaj salonları, turizm ofisleri göze çarpıyor. Otelimi biraz şehir dışında aldığımdan tuktuk kullanmamız gerekiyor. Ancak pazarlık şart, ilk teklif edilen rakamın yarısına kadar zorlayın, çoğu zaman kabul ediyorlar. Şanslıysanız o yöne giden içi dolu bir tuktuk bulabilirseniz çok ucuza bile seyahat edebilirsiniz. Ancak bazen taksiden bile pahalıya gelebilir.

Tayland’da yeteri kadar tapınak gördüğümden artık tapınaklara gitmeyeceğime dair kendime söz veriyorum. Bir süre sonra hepsi bir birine benzemeye ve her yerde karşımıza çıkmaya başlıyor. Burada daha çok doğa ağırlıklı turlara kendimi vermeye söz veriyorum.

Chiang Mai, 5 milyonu yabancı olmak üzere her yıl 15 milyona yakın ziyaretçi ağırlıyormuş. Düşük sezonda orada olmama rağmen nehrin kenarlarındaki merkezi noktalar oldukça yoğun, mesai saatlerinde kaçınmakta yarar var. İlk gün şehri tanımaya ayırıyorum. Pek çok şehir gibi Chiang Mai’de bir akarsu kenarına kurulmuş. Chao Phraya Nehri şehir merkezi boyunca sizi takip ediyor. Nehrin gözden kaybolduğu noktalarda şehir dışına çıktığınızı anlayabilirsiniz. Chiang Rai’de bulamadığım masaj salonları burada her yerde, masajımı yaptırıp, tur programı satan yerleri dolaşıyoruz. 900 bahta bir trekking paketi ve 1900 bahta 3 saatlik bir ATV turu alıyoruz.

Turlar içerisinde Tayland’ın her yerinde karşınıza çıkacak kaplanlar, timsahlar, filler, maymunlar, Tay yemek kursları, tapınak gezileri klasikler arasında. İçlerinden benim ilgimi çeken iki tanesini paylaşmak istiyorum. Her ikisine de katılmadım ama katılmak ilginç olabilir.

Birincisi “Flights of the Gibbons”, kabaca ormanda ağaçlar arasında gerilmiş çelik halatlar üzerinde hareket ederek, dolaşılan bir aktivite türü. Benzerleri tüm Tayland’da ve Chiang Mai’de olmakla birlikte, gibbon denen maymunların olduğu alanlarda onlarla beraber uçmak sadece bu aktiviteye özgü. Fiyatı da o yüzden biraz pahalı. Benzerleri 2.000  baht civarındayken bu etkinlik 3.000 baht, yani yaklaşık 100.-USD. 50’ye yakın platform var ve en uzunu 800 metreyi bulabiliyor. Yaklaşık yarım gün sürüyor, 120 kg ağırlık sınırı var.

Diğer aktivite “fil bakıcılığı”. Fil üzerinde yapılan turlardan farklı olarak 2-3 günlük satılan paketlerde bir fil çiftliğinde kısa süreliğine fil bakıcısı oluyorsunuz. Fillerin beslenmesinden, yıkanmasına, bakımından geziye hazırlanmasına kadar her işi siz yapıp çiftlikte konaklıyorsunuz. Biraz angarya görünebilir, ancak ilginç bir deneyim olacağı kesin.

Şehirdeki ikinci günümüzde trekkinge katılıyoruz. Sabah otellerimizden alındıktan sonra yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından yürüyüşe başlayacağımız köye geliyoruz. Köyde kısa bir gezintiyle yerel halkın evlerini, nasıl yaşadıklarını görüp, yol için içecek ve yiyecek takviyesi yapıyoruz. Aktivite 5-6 saat, yaklaşık 10 km kadar sürüyor. Düşük sezonda olduğumuzdan grubumuz çok kalabalık değil. 4 Portekizli, eşi Myanmar’lı bir İngiliz ve gezinin maskotu olan küçük kızları var.

Orman içerisinde ilerleyip, çeşitli ağaçları ve meyveleri tanıyoruz. Bir saatlik yürüyüşün ardından bir şelalede mola veriyoruz. Bir sonraki köyde öğle yemeğinin ardından, nehirdeki bir sal gezisine katılıyoruz. İlk aşamada kısa süreceğini düşünüp, üzerimize uygun kıyafet almıyoruz ancak salla nehirde yaklaşık 10 km gidiyoruz. Tahmin edeceğiniz gibi sırılsıklam oluyoruz ancak Tayland’da bu sorun değil. Nehrin kenarları sayfiye yeri gibi, piknik çantasını, pikesini getiren nehrin kenarına oturmuş, Songkran’da olduklarından geleni geçeni ıslatıyorlar.

Gezinin son kısmında fil turu var. Daha önceki tecrübelerimden farklı olarak bu kez filimizin sürücüsü yok ve file platformdan değil de filin ayağına basarak üzerine çıkıyorum. Bir noktasında filin başına oturup yönlendirme fırsatı da elime geçiyor. Orman içerisinde oldukça güzel ve zorlu rotalarda geziyoruz. Son bölümde fil tarafından ıslatılarak turumuz sona eriyor.

Bir sonraki turumuz ATV turu. Yine ormanın derinliklerini görebilme adına aldığımız bir tur. Düşük sezonda gelmenin nimetlerinden biri, turu bizden başka alan yok. Önümüzde yol gösteren arkadaş arkasında biz 50 km’lik köyler arasında bir alanı geziyoruz. Yolda istediğimiz yerde durup fotoğraf çekme lüksümüz var. Köydeki bir budist düğününe katılıyoruz. Köy evleri beklediğimden çok daha fazla bakımlı, rengarenk çiçeklerle bezeli, oldukça bakımlı. Tayland’ın ilk kez bu noktasında buraya yerleşip burada yaşama isteği duydum. 3-4 saatlik bir yolculuğun ardından tekrar otelimize dönüyoruz.

Şehirdeki 4. ve son günümü yine şehri gezmeye ve masajlara ayırdım. Tayland’daki en iyi masajı burada yaptırdığımı belirtmeliyim. Yalnız masaj burada biraz daha pahalı, çünkü gerçekten masaj olarak yapıyorlar. Girişte ikram ettikleri içecekten, çıkışta ikram ettikleri çiçeklere kadar her şey bir seramoni gibi.  Son gecemde gece pazarını da geziyorum. Hediyelik eşya seçimi için çok uygun bir yer. Her türlü yiyecek, içecek ve giyeceği bulmanız mümkün.

Pazarda da türlü türlü yiyecekler görüyorum denemek istiyorum ama yine başım derde giriyor. Tay yemekleri kesinlikle bana göre değil. Neyseki otelin 100 metre ilerisinde Donkin Donuts vardı da aç kaldıkça donuta yöneldim. Son gecenin ardından erkenden yatıyorum, yarın direkt Kuala Lumpur’a uçağım var. Uçuşunuz erkense otelden taksi ayarlamanızda yarar var, hava alanı şehre çok yakın olmakla birlikte sabah erken taksi bulmanız güç olabilir.

 

                     

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.