Tayland’ın turistik destinasyonlarından sonra gerçek Tayland’ı görebileceğim Kuzey Tayland gezimi 2015 yılı Nisan ayında gerçekleştirdim. Rotam İstanbul-Bangkok-Chiang Rai-Chiang Mai-Kuala Lumpur-İstanbul şeklindeydi.  Seyahatimi Qatar Airways ile gerçekleştirdim. Son güne kadar oldukça rekabetçi fiyatlar veren havayolu yeni ve bakımlı uçakları ve güzel hostesleriyle meşhur. Doha’ya kadar olan ilk uçuşumuzu Airbus A330-200 tipi bir uçakla gerçekleştirdik. Boarding zamanında başladı ve uçak zamanında hareket etti.

Uçuşumuzun ilk ayağı dört saat sürüyor. Kalkışın ardından hızlı bir şekilde yemek servisine geçiliyor. THY’den sonra yediğim en lezzetli yemek olduğunu söyleyebilirim. Etli ve tavuklu iki farklı menü ve vejetaryen menüsü vardı. Ekmek, tereyağı-peynir, salata, ana yemek ve tatlı oldukça doyurucuydu. Bir saat süren yemekten sonra kahve ve demleme çay faslına geçtik. Uçak yeniydi, koltuk aralıkları 32 inch, oldukça rahat, genel itibariyle sarsıntısız bir uçuş oldu. Uçuşla ilgili tek olumsuz durum “Oryx”denen uçuş içi eğlence sistemi. Maalesef çok kullanışsız, kulaklıklardan gelen ses yetersiz, sistem dokunarak çalışmıyor, kumandayla kontrol ediyorsunuz.

Doha uçaktan çok güzel görünüyor. Ancak inişimiz o kadar güzel olmadı. Hayatımdaki en sarsıntılı inişti. Doha’da aktarma için iki saat süremiz vardı. Transit çok kolay, çok fazla yolcu olduğundan kalabalığı takip etmeniz yeterli. 15 dakikada güvenliği geçip biraz mağazaları dolaştım. Daha sonra sıkılıp uçağın kapısına giderek beklemeye başladım. A380 uçuşları normal uçuşlardan farklı olarak bölümlere ayrılmış oluyor. Bizim uçuşta 5 bölüm vardı. 1’den başlamak üzere sırayla içeri alınıyoruz. Uçak gerçekten devasa. Ekonomi sınıfında 3-4-3 oturma düzeni var. Kanatlar çok geniş, uçağın en önünde veya arkasında değilseniz, kanattan başka birşey görmeniz pek mümkün değil. Flaplar açılırken bildiğimiz makina sesleri geliyor, çok büyük olduklarından büyük hidrolik pistonlar kullanılmış. İlk göze çarpanlar, güzel iç aydınlatma, rengarenk, büyük dokunmatik ekranlar. Neredeyse akıllı telefonlar  kadar kullanışlı. Ayrıca cam kenarları kafanızı koyup uyuyacağınız kadar geniş. Kıtalar arası uçuşlarda genellikle koridor tavsiye edilir ancak A380 bu durumu değiştirecek gibi görünüyor.

Uçağımız 2.15’te kalkıp tam zamanında vardı. Kalkışın hemen ardından sandviç ve varıştan 2 saat önce yemek ve çay-kahve servisi yapıldı. Uçağın büyüklüğünden olsa gerek fazla türbülans yoktu. Oldukça rahat bir uçuş oldu. Doha’nin konumundan dolayı uçuş kısa sürüyor zaten. 6 saat gibi bir sürede Bangkok’a varıyoruz. Uçak’ta wifi olmakla birlikte çok yavaş. Sadece mesajlaşmak mümkün. Eğlence sistemi ilk uçuşun aksine çok çeşitli ve kullanışlıydı. Bu fiyat ve kalite çerçevesinde her zaman Qatar Airways’i tercih ve tavsiye ederim.

Bangkok’u daha önce gördüğüm için zaman kaybetmeden Chiang Rai’ye geçmek istedim. Chiang Rai küçük bir şehir olduğu için fazla uçuş seçeneği yok. Sadece Bangkok’tan ulaşabiliyorsunuz. Thai Smile, Nok Air, Air Asia, Bangkok Airways gibi ekonomik hava yolları bu şehre uçuyor. Ben Thai Airways’in alt kolu olan Thai Smile’ı saatinin uygun olması dolayısıyla seçtim. Çıkışta oturduğum için rahat bir uçuş oldu, 1 saat 25 dakikanın ardından inişe geçtik.

Chiang Rai Havaalanı sadece 2 uçağın aynı anda park edeceği büyüklükte, şehrin içinde sayılır. Çok kısa bir taksi kullanımıyla şehir merkezine ulaşılabilir. Beni karşılayacak arkadaşım olduğundan özel şoförlü bir araba kiraladık. Havaalanı transfer, 2 gün gezi ve son gün otobüs durağına bırakmak dahil toplamda 3000 Baht yaklaşık 100 USD ödedim.

Chiang Rai; Tayland’ın en kuzey noktası, kuruluşu 1300’lü yıllara kadar dayanıyor. Kuzeyde bulunması dolayısıyla iklimi göreceli olarak Tayland’ın geneline göre daha serin. Şehir merkezinde 70.000 civarında kişi yaşıyor. Laos ve Myanmar ile sınırı buluyor. Şehir, kralın annesine ev sahipliği yapmasıyla meşhur. Ömrünün son dönemlerini geçirdiği Doi Tung Royal Villa bu şehirde.

Şehirde bulunduğum Nisan ayı en yüksek sıcaklıkların yaşandığı, yağışın az olduğu bir ay, diğer ifadeyle “low season”, o yüzden pek yabancı göremedim. Ancak arkadaşın dediğine göre de pek yabancı turistlerin seçtiği bir bölge değil. Genelde sırt çantalı gezginler uğruyor. Hemen hemen hiç masaj salonu yok. Fiyatlar da dolayısıyla çok ucuz. Bangkok ve Phuket’te harcadığımın çok azı bir miktara tatilimi geçirme fırsatı buldum. Ayrıca bulunduğum dönem meşhur Sangron yani Su Festivali’nin olduğu dönemdi. Budist geleneğinde suyla günahlardan arınıldığının düşündüğü ve insanların birbirlerini ıslatarak bir bayram havasında geçirdikleri bir festival. Şehirden şehire festival süreleri farklı olmakla birlikte genellikle 2-3 gün sürüyormuş. Yol kenarlarında kovaları, hortumlarıyla gelen geçenleri ıslatanlar, ya da pick-up tarzı araçların arkasına doluşmuş, su bidonlarıyla yol kenarlarında bekleyenleri ya da yanlarından geçenleri ıslatmaya çalışıyorlar.  Beklenenin aksine kimse kimseye kızmıyor. Herkes kahkahalar atıyor ve eğleniyor.

Otelimizi şehre 20 dakika uzaklıkta, dağların eteklerindeki bir kondo hotelden ayarlamıştım. Pirinç tarlalarının, çiftliklerin olduğu bir bölgeydi. Geceleri kuş ve böcek seslerinden başka bir şey duymak mümkün değil. Ancak şehir merkezinde geceliği 10-20 TL’ye hostel bulmanız işten bile değil.

Özel bir araç kiraladığımdan bahsetmiştim. Şehre yanlız geldiyseniz günü birlik turlar kiralamak mantıklı oalcaktır. Ancak 3-4 kişi iseniz günlük taksi kiralamak en mantıklısı. Taksilerde turistik yerlere ait broşürler mevcut ve mesai saatleri içerisinde istediğiniz yere götürüp kapıda bekliyorlar.

Varış gecemde güzel bir uyku çektikten sonra jetlag’in de etkisiyle erkenden kalktım. İlk durağımız Long Neck Karen Willage oldu. Ormanlık bölgedeki köylerinde kabile hayatı yaşayan insanlar. Başta ilginç geldi ama sonra hikayelerini dinleyince biraz hallerine acıdım. Aslında boyunlarına halka takan bu insanlar Myanmar-Burma kökenli ve Tayland hükümeti onlara resmi kimlik ve Tay Vatandaşlarının haklarını vermiyor. Myanmar’a yakınlığı dolayısıyla da Chiang Mai ve Chiang Rai gibi kuzey kentlerine sürülmüşler. Aslında eski günlerde fakir ama yeşillikler içerisinde, tamamıyla doğal bir hayat sürdüklerine eminim ama bu günlerde turistik malzemeye dönüşmüşler. Muhtemelen küçük çocuklara bile takılan bu halkaları turistler için takmaya devam ediyorlar. Köyün ortasında da el işi yaptıkları ürünleri satmaya çalışıyorlar. Her güzel şeyde olduğu gibi bu güzellikte ticarete dönmüş.

Bir sonraki durağımız panaromik resimlerinden hatırlayacağımız, meşhur beyaz tapınak Wat Rong Khun. 1997 yılında açılıyor ve ilginç bir şekilde devlete değil de Chalermchai Kositpipat adında bir sanatçıya ait. Sebebine gelince bu eski yapı 1900’lerin sonunda kullanılamaz bir halde ve bu arkadaş kendi parasıyla ve halktan aldığı yardımlarla burayı yeniden inşa ediyor. Yürüyüş yolunun bir kısmı, buraya yardım yapanların adlarının yazıldığı yapraklara ayrılmış zaten. Tam olarak da bitirilmiş değil, tapınağın etrafındaki yapılarda inşaat devam ediyor. Bu arada 2014 yılında bir deprem sonrası yine hasar görüyor, o yüzden benim resmimde sol üstteki bir bölüm yıkık vaziyette. Daha düzeltmeye zaman bulamamışlar anlaşılan. Konum olarak şehir merkezinde, etrafında da bir çok kafe ve alış veriş için mekan var, gözünüzden kaçması mümkün değil.

Bir sonraki durağımız Singha Park. Şehrin dışında özel bir çiftlik. İçerisinde büyük bir gölet, çay bahçeleri, kafeler, bisiklet yolları ve meyve sebze bahçeleri var. Biz bisiklet kiralayıp iki saat kadar süren bir gezi yaptık. Sıcakta biraz yorucu olmakla birlikte, harika manzaralara değer.

Bir diğer nokta, Black Temple, görüşünüş olarak güzel ama fazla bir şey yok. Aslında yine bir sanatçının yaptığı, eserlerinin sergilendiği bir müze. Bir saatliğine uğranabilir. Görmeden gelmemeniz gereken diğer bir nokta; çay bahçeleri. Çay bahçeleri yukarıdan gören bir noktada kafede dinlenebilirsiniz. Çayla yapılan pek çok içecek ve tatlı deneyebilirsiniz. İşçilerin çalışmalarını izleyip, onlara katılabilirsiniz.

Chiang Rai’de en sevdiğim yeri en sona sakladım. Mevcut kralın müteveffa annesi, ömrünün son yıllarını, Chiang Rai ve Myanmar’ı tepeden gören bir sarayda geçirmiş. Saray halen dönemsel olarak kullanılmaktaymış, kraliyet üyeleri geldiğinde geziye kapatılıyor. Ancak burada olmadıkları dönemde bazı özel alanlar hariç tamamını gezebiliyorsunuz. Oldukça sade olmakla birlikte lokasyon olarak mükemmel bir konumda. Bir tarafı çiçek bahçelerini, diğeri geniş bir vadiyi görüyor.

Genel olarak Chiang Rai’yi çok beğendim. Çok güzel vakit geçirdim. Düşük sezonda, ortalıkta kimseler yokken gezmek çok daha zevkli. Bu ülkeyi muson yağmurlarında da görmek istiyorum. Bence en ideal mevsime felan takılmayın, zamanınızı ayarladığınız gibi gelin. Eminim her mevsimde güzel bir ülke burası.

 Buraya 2-3 gün yeterli, Chiang Mai biraz daha fazlasını vaadediyor. O yüzden Chiang Mai’ye 4-5 gün ayrılabilir. İki kentin arası yaklaşık 200 km, ben de otobüs yolculuğuyla bir sonraki durağım Chiang Mai’ye geçiyorum. Her taraf yemyeşil, hava sıcak ama otobüsün içi oldukça serin. Chiang Mai’de görüşmek üzere…

 

                  

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.