Seyahat etmenin insana kazandırdıkları malum. Farklı yerler görüyor, farklı kültürler tanıyor, farklı tatlar deneyimleyebiliyoruz. Benim için seyahat etmenin diğer bir güzelliği de ortak noktalarımız olan yabancılarla tanışmak. Dünyanın bir köşesinde, hiç beklemediğiniz bir yer ve zamanda ortak noktanız olan biriyle karşılaşmanın zevki gerçekten çok farklı. Bu bölümde bu tarz karşılaşmalarımıza yer vereceğiz. İşte Malezya seyahatimde karşılaştıklarım..

 
 

Müslüman Tay Kızı

Kuzey Tayland gezimin son durağı olan Chiang Mai’den Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a uçmuştum. Üç saatlik güzel bir uçuşun ardından Malezya’ya inmiş, pasaport kontrolünden hızlıca geçmiştik. Şehir merkezine gitmenin en hızlı yolu olan Klia Express trenlerine binmek için tabelaları takip ederek aşağı katlara doğru ilerledim. Sırtımdaki valizle merdivenlerden inmek zor geldi ve asansörü kullanmak istedim. Asansörün kapısı kapanmak üzereyken çantalarıyla bir kız geldi, beraber aşağıya inmeye başladık. Asansördeyken selam verdim, fazla ilgilenmeden boş bir karşılık verdi. Aşağıda tren vagonlarının bulunduğu platforma geldiğimizde sadece bir boş bank vardı. Gayrı ihtiyari ikimizde oraya yöneldik. Kız güzeldi,  giyim kuşamından Malezyalı sandım, yine konuşmayı sürdürmeye çalıştım, nerelisin dedim? “Taylandlıyım” dedi. Aynı uçakta gelmişiz. Ama kız kısa kısa cevaplıyor, “ne anlatıyor, asılıyor herhalde” gibisinden hareketlerde.

Kızın kıyafetleri garibime gitti, Tay birine göre fazla kapalı, uzun bir etek, uzun kollu üst falan, baştan Malezyalı sanmamın sebebi de bu giyinişiydi. Trenin gelmesine daha 25 dakika var, canım sıkılıyor, kız konuşmaya pek istekli değil, tak diye “Sen müslüman olmalısın dedim?” Tayland’ın yüzde 4-5’inin müslüman olduğunu bilerek. Şansımı deneyeyim dedim. 🙂 O ilgi göstermeyen kızın bütün vücuduyla bana doğru dönüşünü görmeliydiniz. “Nereden anladın? dedi. Yüzündeki ifade görülmeye değerdi. İstanbul’dan geldiğimi, müslüman olduğumu söyledim. Ondan sonra kız ben de bir süre Türkiye’de, Konya’da kaldım demesin mi.  Dedim ne Konya ne alaka? Sonra bir anda şimşekler çaktı tabi? Kız dedi Chiang Mai’de bir Türk okulu var, orada okudum, son sınıfta da bir dönem Türkiye’de kaldık.

Kız ondan sonra şehir merkezine kadar hikayesini anlattı. Arada çat pat Türkçe konuşmaya çalışıyor. Şehir konusunda yardımcı oldu, nerelere nasıl gidebileceğimi anlattı. Altı kardeşlermiş, Kuala Lumpur’da tıp okuyormuş. Babası Müslüman bir ülkede okumasını istediği için en yakın ve gelişmiş ülke olarak burasını seçmişler. Chiang Mai’de cemaatleri, islami usullere uygun ürünleri alabilecekleri marketleri, restoranları olduğunu anlattı. Oraları gezerken hiç gözüme çarpmamıştı haliyle.

Okulları sordum, neler düşündüğünü. Benim gittiğim zaman 2014 yılı sonu, daha tam olarak gerçek yüzleri ortaya çıkmamıştı tabi. O da Türkiye’ye gittikleri dönemde hiç yardım göremediklerini, okuldan mezun olduğunu, bağları kalmadığını söylemişti.

 

Otobüs Şoföründen Trafik Dersi

Aklımda kalan ve unutamadığım olayın kahramanı Kuala Lumpur’da bindiğim “hop on-hop off” otobüs şoförünün bana verdiği dersti. Bu otobüsler, pek çoğumuzun bildiği gibi şehrin görülmesi gereken yerlerinin etrafında ring seferler yapan turistik çift katlı araçlardır. Tüm günlük bilet alırsınız, istediğiniz durakta biner, istediğiniz durakta iner, belli aralıklarla arkadan gelen otobüse binerek şehrin merkezi ve turistik yerlerini ucuz bir şekilde gezme imkanı bulursunuz.

Bu otobüslerden birinde tüm gün gezdikten sonra akşam son seferle kaldığım yere yakın bir durakta inmeyi planlıyordum. Kaldığım yer son duraklardan biriydi ama yolun yarısında hiç kimse kalmadı. Ben de şoför ve bize İngilizce açıklamalar yapan rehberle konuşmaya başladım. Görünüş olarak batılılara benzemekle birlikte, ismimi söyleyince, Müslüman ve Türk olduğumu tahmin etti. İlk kez ismimden nereli olduğumu tahmin eden bir arkadaşla karşılaşmıştım. Malezya’nın %55’i Müslüman, arapça ismimden Müslüman olduğumu anlaması normal ama Türk olduğumu anlaması ilginçti. Şoför ve yardımcısı da Müslümanmış. Kısa bir süre sohbetin ardından hangi durakta ineceğimi sordular. İneceğim durağı söyleyince, ana rotadan saptık ve iki katlı otobüsle direk kaldığım yere yakın mahalleye doğru kısa yoldan yöneldik.

Bir süre sonra dar bir sokaktan geçerken, otobüsün üst kısmı ağaca çarpma riskiyle karşı karşıya kalınca, bir duraklama oldu. Otobüsün geri gidip sonra daha geniş bir manevrayla sağdan gitmesi gerekiyordu. Normalde çift şerit olan yol otobüsün sıkışması sonucu tek şeride düşmüştü. Ama birkaç milyonluk Kuala Lumpur’da trafik de kayda değer yoğunlukta, önümüz ve arkamızda hemen araçlar birikmeye başladı. Arkamızı göremiyordum ama önümüzde bize doğru uzanan 7-8 aracı görebiliyordum. İlginç olan kısım kimsenin korna çalmamasıydı. Şoför ve yardımcısı rehber iş bölümü yapmışçasına araçtan indiler. Rehber ön tarafa şoför arkaya doğru ilerledi. Önce yolun girişinde araçların daha fazla ilerlemesini engellediler. Sonra araçlar4-5 metre boşluk oluşacak kadar adım adım geri alındı. Aynı şey arka tarafta da yapıldı. Bu iş yaklaşık 6-7 dakika sürdü. Sonra geri geldiler ve ön ve arkadan oluşan 10 metre kadar alanda manevra yaparak ağaçtan kurtuldu, birkaç dakika içerisinde de araçlar tekrar eski akışına devam etti.

Toplamda on dakika süren bu durumu şaşkın bakışlarla izleyen ben, İstanbul’da olsa nasıl olurdu diye düşünmekten kendimi geri alamadım. Kavga gürültü olmasa bile uzun uzun çalacak kornalardan adım gibi emindim. Oradaki arkadaşlara da durumu izah ettikten sonra korna çalınmamasına şaşırdığımı belirttim. Şoför arkadaş da bana günün dersini verdi. “Korna çalmak sorunu çözemez. Olsa olsa durumu zorlaştırır.” Ne desem boş, adam haklı! 🙂

                  

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.