Seyahat etmenin insana kazandırdıkları malum. Farklı yerler görüyor, farklı kültürler tanıyor, farklı tatlar deneyimleyebiliyoruz. Benim için seyahat etmenin diğer bir güzelliği de ortak noktalarımız olan yabancılarla tanışmak. Dünyanın bir köşesinde, hiç beklemediğiniz bir yer ve zamanda ortak noktanız olan biriyle karşılaşmanın zevki gerçekten çok farklı. Bu bölümde bu tarz karşılaşmalarımıza yer vereceğiz. İşte Lübnan seyahatimde karşılaştığım güzel insanlar

Beyrut’ta ilk güzel karşılaşmam “Meryem” ileydi. Kalacağım hosteli çok önceden ayarlamış, Beyrut’a geldiğim gibi ilk iş hostelime gelmiştim. Kaydı yapmak için pasaportumu verdiğimde İngilizce girişten sonra işlemleri yapan Meryem Türkçe konuşmaya başladı. Üniversite eğitimi için 1,5 yıl İstanbul’da yaşamış, aslen Filistinli, iş bulamadığından burada çalışıyormuş. Türkçeyle karşılanmanın yanında kaldığım süreçte kendisinin pek çok yardımını gördüm. Gezi ile ilgili planlarıma yardımcı olup, şehir içinde kendi başıma nasıl gezebileceğimi uzun uzun anlattı.

İkinci karşılaşmam Ermeni taksici amcaylaydı. Beyrut sahilinde uzun bir yürüyüş sonunda yorgun düştüğümden hostele geri yürümek zor gelip, toplu taşımayla da uğraşmak istemediğimden yoldan bir taksi çevirdim. 60 yaşlarında bir amca kullanıyordu. Lübnan’da internet çok pahalı olduğundan bir yandan telefonumdaki haritadan kaldığım yeri bulmaya çalışıyor bir yandan da yakınındaki bilinen yerleri tarif ediyordum. Kaldığım yerin yakınındaki Ermeni kilisesinin adını verdiğimde, “Ben Ermeniyim, biliyorum orayı” dedi kırık ingilizcesiyle. Ben de şakayla karışık, “o zaman ben nereli olduğumu sana söylemeyeyim“deyiverdim. Amca da bana dönüp türkçe olarak “Türk müsün? “dedi. Ondan sonra sanki yıllar sonra tanıdığını bulmuş gibi sevinçle konuşmaya başladı. İnanın İstanbul’da karşılaşsaniz Türkiye’de doğmadığını anlamanız mümkün değil.

Kaldığım yerin önüne çoktan gelmiştik ama muhabbetimiz bitmemişti. Burada doğmuş, Türkçeyi anne babasından öğrenmiş ama hiç Türkiye’ye gelmemiş. Lübnan’ın iç savaş dönemlerinden, pek çok iş değiştirdiğinden, azınlık olmanın zorluklarından, İstanbul’daki ablasından ve kendisini davet etmesine rağmen bir türlü fırsat bulup gidemediğinden ama mutlaka gelmek istediğinden bahsetti. Anlattıkça anlattık. Başlarda tutuk Türkçesi muhabbet ilerledikçe açıldı, arada hafif küfürler bile etmeye başladı. Muhabbetini sonunda tam da bizden bir hareketle taksi ücretini almak istemedi. Telefonumu verdim, İstanbul’da görüşme dileklerimle ayrıldık.

O kadar ön yargılara, bize dayatılanlara rağmen hiç Türkiye’de bulunmamış birinin bu sıcak muhabbetini gördükten sonra inanın bana kim ne dese boş. Bunları yaşadıkça çok şeyin lafta olduğunu, arada o kadar da büyük uçurumlar olmadığını anlıyorsunuz.

Hatırımda son kala karşılaşma ise bir misafirperverlik hikayesi. Aslında kendisiyle neredeyse hiç sözsel iletişim kuramadık ama geri kalan tüm iletişim kanallarımız sonuna kadar açıktı. Junieh şehrini ziyaret edebilmek için minibüslerin kalktığı yere gittim. Etrafta pek çok minibüs olduğundan ve ben tabelaları okuyamadığımdan yoldan geçen 40’lı yaşlarında bir adama sordum. Konuşamamakla birlikte, ben de oraya gidiyorum gibisinden bir hareketle koluma girdi. Biraz ileride duran bir minibüse bindik. Şoförle konuşmasından benimle ilgili olduğu anlaşılıyordu. Sonunda bana koltuğu işaret ederek oturmamı söyledi, kendisi de yanıma oturdu. Arada dönüp bana dönüp doğru minibüste olduğumu belli eden işaretler yapıyor, “Junieh” diyerek baş parmağını havaya kaldırıp “ok” işareti yapıyordu. Konuşamasak da beden diliyle yardımcı olmak için her şeyi yapıyordu. Bir ara dönüp belki de ingilizce bildiği en uzun cümleyi kurarak “how are you today?” diyerek aramızdaki tek uzun soluklu konuşmayı da yaptık. 🙂 İneceğim yerde şoföre durmasını söyledikten sonra görevini yerine getirmenin verdiği iç huzuruyla sırtıma vurup vedalaşmasını da bildi.

İşin ilginç kısmı, o günün akşamında tekrar Beyrut’a döndüğümde aynı arkadaşla karşılaşmamdı. “Beyrut Souk” denen alışveriş merkezinde dolaşırken arkamdan birinin “mister, mister” diye seslenmesi ile irkildim. Geri dönüp baktığım ilk anda adamı tanımadım aslında. Bir şeyler unuttum ya da düşürdüm diye düşünürken “Junieh, Junieh” diye devam edince sabah ki arkadaş olduğunu anladım. Arapça derdini anlatsa da seyahatimin nasıl geçtiğini sorduğuna emindim. Tekrar teşekkür ettikten sonra aynı sıcaklığı göstererek yanımdan ayrıldı.

Annem halen geziye gittiğimde korkmuyor musun başına bir şey gelmesinden diye sorar. Ben de rahatlaması için bu hikayeleri anlatıyorum ona. Dünyanın neresine giderseniz gidin, orası hakkında ne kadar kötü hikayeler duymuş olursanız olun yine de insanların neredeyse tamamı iyi niyetlidir, kötüler, kötü niyetler azınlıktadır. Güzel hikayelerimizin artması dileğiyle…

                        

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.