Balkanlardaki son durağım Belgrad oluyor. Yazı gezilecek görülecek yerlerden ziyade, tecrübe ve tavsiyelerimi içermektedir.

Sırbistan otobüsümüz gece 2’de hareket ediyor. Benim dışımda yaklaşık 10 kişi var. Yolda sınır dışında konaklamıyoruz. Aslında Üsküp-Belgrad arası otobüs bulmak diğer Balkan ülkeleri kadar zor olmadı. Gün içerisinde pek çok otobüs bulabilirsiniz. Ancak ben özellikle gece otobüsünü seçtim. Üsküp-Belgrad arası yaklaşık 400 km. Bu saati seçerek geceyi konaklama yapmadan, zamandan kazanarak geçirebileceğimi düşündüm.

Sınır geçişi şimdiye kadarki en hızlı geçiş oldu. Sanırım 10 dakikada geçtik. Pasaport kontrol memuru biraz da saatin geç olmasının etkisiyle pasaportumuzu doğru düzgün kontrol etmeden mührü basıyor.

Sınırı geçer geçmez uykuya dalıyorum. Tam zamanında, sabah  sekiz şehre varıyoruz. Şehrin girişinde sabah trafiği bizi karşılıyor. Balkan ülkelerindeki en kalabalık başkent olmalı diye düşünüyorum. Herkes duraklarda, bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Belediye otobüsleri Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz şekilde dolu. Seçtiğim otel garaja bir km uzaklıkta, şehrin kalbinin attığı Cumhuriyet caddesi ve Prens Mihalova heykeline 200 metre uzaklıkta. Hostelden biraz pahalı ama tatilimin son günlerini biraz kafa dinleyerek geçirmek istiyorum.

Çantamı hotele bırakıp çıkıyorum. Otobüs yolculuğu tam olarak dinlenmenizi sağlamıyor. Otelde kalırsam uyuyabilirim. Tripadvisor’dan bir saat sonra ücretsiz bir şehir turu olduğunu öğrenip katılmaya karar veriyorum.

Bu ücretsiz turlar şehri tanımanın en kolay ve ucuz yolu. Katılım ücretsiz, turun sonunda bahşiş veriyorsunuz. Ne kadar olduğu size kalmış. Bu tur, Belgrad’lıların buluşma noktası olan Cumhuriyet meydanındaki Prens Mihailova’nın at üzerindeki heykelinin hemen arkasından başlıyor. Yaklaşık 2 saat sürüyor. Öğlen gibi, turun bitiminden sonra Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktaya dolaşmaya iniyorum. Şehir terkedilmiş gibi. Hafta içi olmasının da etkisiyle sanırım nehir kenarı bomboş. Sadece bisiklet yolunu kullanan yabancılar ve koşmaya gelen Belgrad’lılar var. Sava nehrinin üzerinde araçların, trenlerin kullandığı birkaç köprüyle şehir birleşiyor. Şehrin genellikle görülmeye değer noktaları, başka yerlerde de görmeye alıştığımız gibi old town’da bulunuyor. Belgrad’lıların “Nova Belgrad” dediği yeni şehir ise, Sava nehrinin üzerinde bulunan bu köprülerle Old Town’a bağlanıyor.

Belgrad’lılar eski şehirde çalışırken, yeni şehirde yaşıyorlar. Kalemeydan”in surlarının bulunduğu bitim noktasından bisiklet kiralayarak, Sava”nın diğer ucuna, adayla buluştuğu yere kadar dolaşabilirsiniz. Köprünün ayaklarında sadece bisikletlilerin kullanabileceği asansörler var. Bunlarla köprünün üzerine çıkarak diğer bacağından ayni şekilde inerek devam edebilirsiniz. Sanırım toplamda 4-5 kmlik bir parkur diyebiliriz.

Sırbistan ve Belgrad diğer Balkan ülkeleriyle karşılaştırdığında daha modern diyebiliriz. Ancak yine de halen gelişen bir başkent. Şehrin pek çok noktası bakımsız. Şehirdeki ulaşım sistemleri, trenler otobüsler eski. Kominist dönemin izlerini her yerde görmek mümkün. Diğer ülkelere göre daha çok eğitimli ve genel ingilizce biliyor. Balkan yolculuğum süresince doğal olarak en az türkçeyi duyduğum, Türk markalarını gördüğüm şehir burası oldu. Maalesef Osmanlının izleri bilinçli olarak silinmiş. Şehirde Osmanlı’dan kalan kullanımda olan sadece bir cami var. Ancak dillerindeki türkçeyi silememişler. Zaman zaman anlamları değişse de pek çok ortak kelime halen kullanımda. Yine de Türkiye hakkında pek kötü düşünmüyorlar.  Müzikleri bile çok tanıdık geliyor kulağa.

Sırp kadınlarından da bahsetmek istiyorum biraz. Açıkçası beklediğimden güzel buldum kendilerini. Oldukça bakımlılar ve güzel giyinmeyi biliyorlar. Kafelerde, gece kulüplerinde ağırlıkla bayanlardan oluşuyor. İltifatlarınıza gülerek, olumlu tepki veriyorlar. Daha çok koyu tenli, esmer ve renkli gözlüler.

Belgrad’da yollar geniş, genellikle yayalara yol veriliyor ancak yayalar bizde olduğu gibi pek ışıklara dikkat etmiyor, fırsatı bulduklarında yola atlıyorlar kendilerini. Yollar, sokaklar birbirine paralel uzanıyor, yön duygunuzu kaybetmeniz pek kolay değil. Sürekli merkezi bir yere, meydana çıkıyorsunuz. Şehri bu şekilde bile kendi başınıza gezebilirsiniz.

Görülmesi gereken en önemli yerlerinden biri “Kalemeydan” Tur rehberimizde dildeki değişmeden yakınıp, meydan kelimesinin burada farklı anlamda kullanıldığından bahsetti. Aslında ortada meydan falan yok. Kale ve onu çevreleyen surlar var. Kalenin içi bir nevi park. Surlarından şehrin en güzel manzarası görünüyor. Sava ve Tuna’nın birleşim noktası.

Kalemeydan’in içerisinde Tito zamanından kalma sığınak ve bir de Roma kuyusu diyebileceğimiz orijinali “Roman Well” diye bir yer var. Bizim ülkemizdekileri gördüyseniz bunlar size çerez gelecek ama yine de buraya gelmişken gezin bari. 🙂

Gezilebilecek diğer önemli bir yer Nikola Tesla müzesi. Bilime ilgiliyseniz bir şekilde Tesla’yi biliyorsunuz demektir. Sırpların en ünlü şahsiyeti, pek büyük bir müze değil. Belki 150 metrekare vardır. Meydandan 20 dakika yürüyüş mesafesinde. Giriş 2016 itibariyle 500 dinar, yaklaşık 10 tl.

Belgrad’da yemek sorun değil. Sabahları pek çok fırında taze pişmiş hamur işleri bulabilirsiniz. Zor kısmı helal yemeğe duyarlaysanız, etsiz bir şey bulmanın zorluğu. Burası pek vejetaryenlere göre değil. Sabahları bu fırınların önünde ayak üstü atıştıranları görebilirsiniz. Pek çok avrupa restoranı var sokaklar boyunca. İstediğiniz tarzda restoran bulabilirsiniz. Şehrin göbeğinde, en lüks görünen restoranda standart bir yemek, 2000-2500 dinar civarı, yaklaşık 50-60 tl. Biraz arka sokaklarda bunun yarı fiyatına doymanız mümkün. Bütçem müsait değil, ayaküstü bana yeter derseniz, sandviç, ekmek arası yiyebileceginiz pek çok büfe bulabilirsiniz. Ağız tadımıza da oldukça yakın.

10 günlük Balkan gezimin ⅓ bütçesini buraya ayırmıştım ama en az para harcadığım yer Belgrad oldu. Şehrin neredeyse en görülesi yerleri yürüme mesafesinde, 10 euroya 3-4 saatlik özel turlar almak mümkün. Bu saatlik turlar, komünist döneme ait yapılarla, gece hayatını merak eden içkiyi sevenlere yönelik “bar crawl” temalı turlarla, içki tatmayı, yada yemeği sevenlere özgü gurme turlar. Ya da biraz daha üst gelir grubuna yönelik sehir dışı konaklamali 50-100 euro aralığında 1-2 günlük Novi Sad turları var. Tekne turları ortalama 10 euro, aşağı yukarı 1-2 saat sürüyor.

Bu bölgede geçirdigim 10 günde tanıdık ama çok farklı tadlar aldım. Doğal güzellikleri, yemekleri, insanları ve atalarımızdan bize kalan tarihi güzellikleriyle, Balkanlar her daim hatırımda güzellikleriyle kalacak.

                  

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.