Pazar gününün tamamını şehrin önemli yerlerini görmeye ayırıyoruz. İlk gün yaptığımız Gobustan Turu’na dair notları okumak için buraya alalım. İlk gün yaptığımız geziden sonra ikinci gün tüm günümüzü yürüyüş mesafesindeki yerleri gezmeye ayırdık. Pek çok gezilmesi gereken yer bizim kaldığımız İçer Şehir civarında olduğu için biz yürümeyi tercih ettik ama ayrıca belediye otobüsleri, metro  ve taksileri de kullanabilirsiniz.

Sahil şeridi çok güzel. Çok geniş yolları var, her yer park, bahçe, ağaç ve bisiklet yollarıyla çevrilmiş. Eski bir komünist ülke olmasının etkisiyle mi, yoksa uzun yıllardır ülkeyi yöneten, halkın pek memnun olmadığı Aliyev Ailesinin isteğiyle mi yapıldığına karar veremiyorum. Ayaklarınıza kara sular inene kadar saatlerce yürüyebilirsiniz. Parklar ve yol boyunca banklar, havuzlar, fıskiyeler ile birşeyler yeyip-içmek için kafe ve büfeleri bulabilirsiniz. Her yer tertemiz ve geceleri parklar ışıl ışıl. Ekimin son haftası, pek rağbet olmayan bir dönemde geldiğimizden etraf bomboş. Fotoğraf çekmek için bol bol bu durumdan yararlandık.

Sahil yolunun üzerinde, araçların geçtiği “Neftçiler Prospekti” çok geniş ve trafik çok düzenli. Korna duymak çok zor ve şoförler birbirlerine saygılı. Bu cadde boyunca birbirinden lüks mağazalar sıralı. Gece yarısına kadar da sürekli ışıklarla aydınlatıyor. Gece yarısı ise parklar hariç ışıklandırmalar sonlandırılıyor. Aracına bindiğimiz taksicilerin ortak şikayeti bu geniş yolların formula 1 süresince kapatılması. Uzunca bir süre trafik sıkıştığı gibi, işleri de azalıyormuş.

Baku’ye gelirken uçaktan bile görülebilen devasa bayrağın olduğu tarafa ilerlerken üzeri kilim desenli modern bir bina göreceksiniz. Burası halı müzesiymis. İlgimizi çekmediğinden girmedik. Tam karşısında Sydney Opera binasını andıran, çiçek şekilli bir bina inşa ediliyordu. İnşaatın önemli bölümü bitmiş, dış cephesi tamamlanıyor. Aliyev’ler Bakü’yü bir Amerikan şehri görünümüne çevirmeye kararlır anlaşılan. Burası bitirilip ışıklandırıldığında şehrin silüetine çok şey katacağı kesin.

Bayrak meydanına doğru yürüdüğünüzde Londra’dan animsayacağımız ağır ağır dönen büyük bir dönme dolap göreceksiniz. Yine ilgimizi çekmediğinden kullanmadık. Ancak şehri yüksek bir noktadan görmek ve biraz farklı bir deneyim yaşamak için deneyebilirsiniz.

Dönme dolabı geçtikten sonra az ileride devasa bayrak meydanını göreceksiniz. Az ileride dediğime bakmayın. Burada mesafeler, genişlikler alışık olduğumuzdan oldukça farklı. Mesafeleri yürümek zor gelmeye başladığında 2 manat’a yani yaklaşık 4 tl’ye turistik mini trenleri kullanabilirsiniz.

Bayrak meydanı Azerilerin gurur kaynaklarından biri. Şehri iyi bir noktadan gören yüksekçe bir yere, ülkenin dört bir tarafından getirilmiş taşların küp şeklinde üstüste konmasıyla oluşturlmuş yapay bir tepe. Bayrak direğinin yüksekliği 163 metre. Bayrağın ölçüleri 70×35 metre. Yapıldığı yıl dünyanın en büyük bayrağı olarak rekorlar kitabına girmiş ancak kısa bir süre sonra bu unvanı Tacikistan’a kaptırmış. Doğrusunu söylemek gerekirse oldukça abartılı ve nasıl bir amaca hizmet ettiğini söylemek güç. Kendi ülkemizdeki bayrakları da eleştiren biri olduğum için anlam veremiyorum, belki farklı düşünenler de çıkacaktır. Ancak şehirde konuştuğumuz pek çok taksici ve esnafında ilk başlarda eleştirdikleri yerlerden biri burası.

Az ileride Eurovision şarkı yarışması için özellikle inşa edilmiş Crystal Hall var. Dış görünüşü oldukça güzel. Bu bölgede en çok eksikliğini hissettiğimiz şey çay veya kahve içebileceğimiz bir mekan idi. Sadece dondurma satılan birkaç küçük büfe var. Bayrak meydanını geçtikten sonra, nehir kenarına kadar yürüdük, ancak nehrin karşısından yürüyüş yolu devam ediyordu. Biz Bakü’de parkların ve yürüyüş yollarının sonunu getiremedik. Turistler için güzel şeyler, ancak yerel halkın ise en çok şikayet ettiği şeyler. Mealen yolu bahçeyi ne yapalım, açız diyorlar ve fazla seslerinini yükseltmeden Aliyev ailesini eleştiriyorlar.

Bu noktada oturacak bir mekan bulmuş olmakla birlikte ilginç bir şekilde kapalı. Hava güzel ancak rüzgarlı, pazar gününde Bakülülerin neden buralara gelmeyi tercih ettiğine anlam veremeden biraz dinleniyoruz. Yol daha devam etmesine rağmen artık ilerisini görmek adına isteğimiz kalmıyor. Uber‘den bir taksi çağırarak Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ne  gitmeye karar veriyoruz. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırabilmek adına aracımızdan müzeye biraz uzak bir noktada iniyoruz. Gerçek şehrin nasıl bir yer olduğu da burada ortaya çıkıyor. Eski tarz, kominizm dönemini hatırlatır tek düze, boyaları dökülmüş eski binalar. Şehrin merkezindeki şatafattan oldukça uzak. Bir pastaneye oturup biraz dinlendikten sonra Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ne doğru yürümeye başlıyoruz.

Şehrin merkezine 4-5 km uzaklıktaki merkez 2013 yılında hizmete girmiş. Ünlü mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan yapı, 101.000 m2 kare gibi çok büyük bir alana inşa edilmiş. Bir Türk firması tarafından 3,5 yılda inşa edilen yapının 200 milyon Euro gibi devasa bir bütçesi varmış.

Giriş ücreti 2016 yılı itibariyle 30 manat diye hatırlıyorum. Emin olamamakla birlikte, gezimizdeki en pahalı atraksiyondu. Bulunduğu konum gerçekten çok merkezi, binaya girmeden yüzlerce metre öteden çimenlik bir alandan yürümeye başlıyorsunuz. Burasının istimlak edilmesi sırasında bir çok haksız istimlak uygulaması yapıldığı söyleniyor. Binada keskin bir hat görmek mümkün değil, oldukça estetik ve pek başka yerde karşılaşamayacağınız bir yapı. Giriş kapısını bulmamız bile baya bir zamanımızı alıyor. Yer ile tavan arası yükseklik çok yüksek, farklı bir boyutta gibi hissediyorsunuz. İlk katta Aliyev’in kullanmış olduğu resmi araçlar sergileniyor. İlginç merdivenlerden çıkılan 2.kat Aliyev’in ve Azerbaycan’ın hikayesine ayrılmış. Renkli sunumlar, projektörler oldukça ilgi çekici ve akıcı bir görsellik sunuyor. Bir üst katta, Azerbaycan yerel giysileri, çalgıları ve çeşitli tarihi eserlerin sergilendiği bir alan var. Katlar arasında modern sanat eserleri de göze çarpıyor. En üst katta ise Azerbaycan’daki çeşitli mimari eserlerin ufak minyatürleri sergileniyor. Bu bölümden çok fazla zevk almadığımı söylemeliyim. Müzenin tamamını gezmeniz yaklaşık iki saati alıyor. Son bölümde yeşilliklerin altında, yiyecek-içecekle birlikte hediyelik eşya satılan kafede çayınızı yudumlayarak geziyi hoş bir şekilde sonlandırabilirsiniz.

Bulunduğu konum, estetik güzelliği hepsi hoş ama yine de insan sormadan edemiyor, bu kadar para ve zaman harcamaya değer mi diye? Zengin bir gelişmiş ülkede görseniz yadırgamayacağınız şeyler ama asgari ücretin 200.-USD olduğu bir ülkede garip kaçıyor. Sahil şeridinde her yer lüks mağaza. Bizdeki Nşantaşı-Bebek yanında hiç kalır. Tamam bizde de asgari ücret düşük ama biz de bu kadar lüks mağaza çok küçük bir alanda var. Burada lüks bir mağazada çalışan bir asgari ücretlinin, bir aylık çalışması burada satılan gömlekten değersiz. Eleştiriyoruz ama sanırım çağımızın gerçekleri bunlar maalesef.

Müze gezisinden sonra yine şehir merkezine inip biraz da buralarını karanlıkta görmek istiyoruz. Yollar oldukça geniş, gece yarısına kadar çok güzel ışıklandırmalar var. Etraftaki kafe ve restoranların pek çoğu Türk şirketlerine ait, yabancılık çekmiyoruz. Ancak akşam için Hard Rock kafeye uğramayı düşündük. Fiyatları da sanırım dünyadaki benzerlerinin içerisinde en uygun olanlarından olmalı. Maalesef yoğunluktan sıra alıp bir saat beklemek zorunda kaldık, onda da ters bir masa denk geldi. Fazla zevk alamadık.

Şehirdeki son akşamımızda şehri biraz yuıkarıdan gören bir nokta arayışına girdik. İnternetten burası için en uygun yerin Şehitler Hıyabanı olduğunu gördük. 15-20 dakikalık biraz yokuş bir yürüyüşten sonra, şehitliğin bulunduğu tepeye geldik. Bizi üste çıkartacak yol ışıl ışıldı. Yaklaşık 60-70 metrelik basamaklar sonrasında tepeye ulaştık. Burada şehitlik, sürekli yanan bir ateşin bulunduğu anıt ve restoran bulunuyordu. Bayrak Meydanı’ndan İçer Şehir’e, oradan şehrin diğer ucuna kadar tüm manzarayı görülebiliyorduk. Birkaç fotoğraf çektikten sonra hostelimize doğru yola koyulduk.

Şehirdeki son günümüzde, gezilecek yerlerin çoğunu görmenin verdiği rahatlıkla biraz geç kalkıp, güzel bir kahvaltı ettik. Daha sonra İçer Şehrin içerisinde daha önce gidemediğimiz yerleri görerek Bakü maceramızı sonlandırdık.

Azerbaycan tahmin ettiğimiz gibi hiç yabancılık çekmediğimiz, kendimizi evimizde hissettiğimiz bir gezi oldu. Geniş caddeleri, temiz sokakları ile ülkemizin de örnek alması gereken pek çok artısı var. Maalesef biraz da ekonomik sebeplerden ekim ayının sonunda gelmek zorunda kaldık ama bahar ve yaz aylarında çok daha güzel olacağını tahmin ediyorum. Umarım bu ülkeye ve bu güzel şehre tekrar gelmek nasip olur..

                     

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.