Mardin uzun zamandır görmek istediğim bir yerdi. Yine THY’nin yapmış olduğu bir kampanyadan bilet bulunca bu fırsatı kaçırmak istemedim. Gezimi Kasım ayının sonunda yapacağım için kafamda soru işaretleri vardı ancak Mardinli birkaç tanıdığa danışınca zamanın uygun olduğuna karar verdim. Şuradan yıllık sıcaklık ortalamalarını görebilirsiniz. Yaz ayları en çok turistin ağırlandığı aylar olsa da çok sıcak olduğundan gezmek pek kolay değil. O yüzden sanırım Mardin için en iyi zaman ilk bahar ve sonbahar.

Uçağımız sabah erken bir saatte hareket ettiğinden çok fazla trafik olacağını düşünmedim ve uçuşa bir saat kala hava alanında olacak gibi kendimi ayarladım. Ancak İstanbul bizi her zamanki gibi şaşırtmaya devam ediyor. Hava alanı kavşağına vardığımda uzun bir kuyruk gördüm, içimde uçağa yetişemeyeceğimi söyleyen iç ses ve böğrüme yerleşen bir ağırlık benle yolculuğa başladı. Taksici bu saatlerde iç hatlarda böyle bir yoğunluk olduğunu, 7:30 gibi bir şey kalmadığını söyledi. Bir 15-20 dakikalık gecikmeyle de olsa iç hatlara vardım. Neyse ki güvenlik sıraları fazla uzun değildi, online checkin’in de avantajını görüp her iki güvenliği de geçerek kapıya gittiğimde içeri alımlar başlamıştı bile. Ucu ucuna da olsa uçağa yetiştim ve içimdeki kötü ses kaybolup gitti.

İki saatlik sorunsuz bir uçuşun ardından Mardin görüş alanımıza girdi. Kahverengi ve sarı tonların hakim olduğu, yer yer yüksek, ufak tefek karlı tepelere sahip dağ sıralarının olduğu bir coğrafyaya gidiyorduk. Sıcaklık rekorunun neden bu şehrine ait olduğu daha uçaktan bile belli oluyordu.

Mardin’in görülecek pek çok yeri olduğunu biliyordum ama yine de hafta sonunun tamamı için de fazla küçüktü. Fazla uzak olmayan, günü birlik görülebilecek yerleri araştırırken de Hasankeyf ve Midyat öne çıkmaya başladı.

Hasankeyf Midyat’tan 35 km kadar uzakta, Batman’a bağlı. Mardin’den direk sefer olmadığından Midyat’tan geçmek zorundasınız. Mardin’de kalacağım otele uğramadan direk Midyat otobüslerini araştırdım. Aslında otobüs demek hata, yakıt tasarruflu minibüsler çıktığından beri küçük yerlerde otobüs görmek güç. Küçük olduklarından rahat bir yolculuk yapılamıyor. Genelde ayakta da yolcu alamadıklarından taburelere oturtuyorlar. Neyse ki yol fazla uzun değil de katlanılıyor.

Fazla beklemeden Midyat minibüsü geliyor. 15-20 dakikada bir kalkıyormuş. Mardin Midyat arası yaklaşık 70 km. Gezinin yapıldığı tarihte ücret 10₺ idi. Yolun yüzeyi arabayı sarssa da yolun iyi olduğunu söylemeliyim. Coğrafi koşulların izin vermemesi yüzünden biraz virajlı olduğundan seyahat bir saatin biraz üzerinde sürüyor. Öğlened doğru Midyat garajına varıyorum. Burada durmadan Hasankeyf’e geçip dönüşte burayı gezmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Mardin’e son araba akşam altıdaymış. Hasankeyf’ten en azından beşte ayrılmanız gerekiyor. Midyat’in neredeyse yarı mesafesinde olmasına rağmen ücret 9₺.

Yarım saatlik yolculuktan sonra Hasankeyf‘e varıyorum. Yolculuk boyunca düz araziler yerini yavaş yavaş yükselen dağlara, tepelere bırakıyor. Tek tük ağaç görüyorum. Genelde tarıma uygun olmayan çorak tepeler boyunca ilerliyoruz. Bu bölgede binlerce yıllık yerleşimin olduğunu düşündüğümüzde tarımsal olarak verimli olduğunu söylemek mümkün. Ancak günümüzde hayat belirtisi görmek zor. Hasankeyf’e gelip, fotoğraflardan hatırlayacağınız köprünün ayağında iniyoruz. Benden başka kıyafetlerinden gezgin oldukları anlaşılan bir çift iniyor. Gap turlarının pek rağbet göstermediği bir mevsimde geldiğimden çarşı ve restoranlar bomboş. Bloglarda ve forumlarda okuduğum otobüsten iner inmez etrafımızı saran çocuklar bile yoklar.

img_4123

Burası 3000 kişinin yaşadığı, küçük bir Batman kasabası. Bölgede yapılacak baraj sonrası sular altında kalacağı haberlerinden sonra rağbet görmeye başladı sizlerin de bildiği gibi. 70’li yıllara kadar mağarada yaşayan yerliler yetkililerin yönlendirmesiyle günümüzde yaşadıkları evlere taşınmışlar. Kasabanın da en büyük atraksiyonu bu terkedilmiş evlerin bulunduğu boşaltılmış mağaralar. En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bence fazla abartılmış, popüler kültür sayesinde kendine yer edinmiş bir yer. Pek çok yerde, adını duymadan yitip giden onca değerimiz var, burası sadece şanslı biraz o kadar.

Köprüden güzel bir dicle manzarası alabilirsiniz. Nehir boyunca balıkçı lokantaları var. Dışarıya koydukları menülere göre ekonomik olduğunu söyleyebiliriz.

img_4112

Köprü ayağından çarşı girişi göreceksiniz. 50 metrelik bir yürüyüşten sonra sağ tarafta El-Rızk Camii‘ni göreceksiniz, terkedilmiş mağaralar da az ilerisinde.  Küçük rehberlerin peşinize takılacağı yer de burası. Oldukça ısrarlılar. Bazı kimseler bu kadar yakın takipten sıkılabilir. Bana Furkan diye bir arkadaş takıldı. Muhabbetini sevdiğimden beraber gezmeye izin verdim. Heyecanlı ama tekdüze bir şekilde anlatıyor hikâyeleri ama gelmeden burası hakkında birkaç yazı okuduysanız bilmediğimiz şeyler değil. Ben daha çok çevreyi ve burada yaşayanları anlatmasını istedim. Sağolsun o da anlattı. tabi arada ufak rehber numaralarıyla beni tanıdığı mekanlara çaktırmadan sokmaya da çalıştı. Bir süre 40-50 yıl önce yöre insanının yaşadığı mağaraları uzaktan seyrederek dolaşmaya çalıştık. Furkan’ın dediğine göre dağdan büyük bir kaya kopmuş, o günden beri yasaklamışlar yaklaşmayı. Yol boyunca akan pis sular, kayaların üstlerinden atılmış envai çöp içerisinde ilerledik. Her hangi bir köyde bile bulunabilecek kayadan mağaraları görmeye çalıştık. Yol üzerine atılmış 3-5 sandalyeyle seyyar olarak kurulmuş çayhanede 2 ₺’ye çayımızı da içerek gezimizi yarım saatte bitirdik. Furkan’a ne kazandığını soruyorum. Yazın 100₺yi buluyor deyip biraz duraksadıktan sonra, biraz daha fazla koparmak istermişçesine bu aralar işler kesat diyor. Şehrin ne zaman sular altında kalacağını soruyorum, yıllardır su altında kalacak haberlerine atıf yaparak. Karşıda tepenin yüksek noktalarına yapılan TOKİ evlerini gösteriyor. Taşınacak yerler hazırmış, herkes istimlak paralarını almış, devam eden sadece birkaç dava varmış. Arada bazı inatçı ailelerin çok yüksek paralar aldığını ballandırarak anlatıyor, bir yıla kalmaz hepimiz taşınırız diyor. 

img_4114

Nehir kenarına inerken eski köprünün neden onarıldığını soruyorum. Nasıl olsa sular altında kalacak, biz de bilmiyoruz diyor. Hasankeyf maceramı bir saatte bitiriyorum. Buayı pas geçsem de olurmuş diye düşünüyorum.Minibüse doğru ilerlerken el yapımı, çok kaliteli magnetler buldum. Üstelik 3 tanesi 5₺.  Satan arkadaşın adı Abdurrahman, magnet fiyatları bir tek onun dükkanında kağıtlar üzerinde yazıyor.  Çin yapımı dandik şeylerdense, taş üzerine kazınmış bu magnetleri alın bence. Ayrıca dükkanında çeşit çeşit el yapımı kolye ve tesbihler var. Abdurrahman’ın muhabbeti de güzeldi. Bahar aylarında nehir kenarında restoranlarda balık yiyebilirsiniz. Maalesef benim gittiğim dönemde pek çoğu kapalıydı, genellikle kebap çeşitleri vardı. Yemeği Midyat’ta yemeye karar verdim. Midyatla ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

                        

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.