Lübnan vizesiz seyahat edilebiliyor olması, ayrıca Türkiye’de havaların soğuduğu Ekim ayının sonunda gidilebilecek sıcak bir konumda bulunması nedeniyle yakın ve ekonomik bir seçenek.

Lübnan Türkiye’ye yakın bir konumda uçakla yaklaşık 2 saatlik bir uçuş yeterli oluyor. Türk Hava Yolları’nın gün içerisinde birden fazla uçuşu var. Ayrıca Beyrut’a Middle East Airlines ile de uygun fiyata uçma şansınız var.

Lübnan’ın tarihine biraz değinmek gerekirse, geçmişi Binlerce yıl öncesine dayanıyor. İlk yerleşimlerin bu topraklara 5000 yıl önce geldiği düşünülüyor. Romalılar, Memlükler, Selçuklular, Osmanlılar bu topraklarda iz bırakmış medeniyetlerden sadece bir kaçı. Bu medeniyetlerin bıraktığı izleri şehirlerinde, insanlarında, yemeklerinde, dinlerinde ve geleneklerinde görmek mümkün. Ülkede yaklaşık 2 milyon kişi yaşıyor, nüfusun yarısından biraz fazlası Müslüman. Müslümanların büyük bir kısmını Şafiiler, bir kısmını da Sünni ler oluşturuyor. Bunların dışında toplumun  kalanınıda Hristiyanlar, Dürziler ve diğer azınlıklar oluşturuyor.

Osmanlı’dan kopuşunun ardından Fransız mandasına giren ülke, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru 1943’de özgürlüğünü kazanıyor. Ancak bu özgürlük ona güzel günleri değil kanı, savaşı ve göz yaşını getiriyor. Sırasıyla önce İsrail savaşı, ardından 1975’lerden başlayıp 90’ların ortasına kadar süren iç savaş, daha sonra da 2000 yılların başında olan iç çekişmeler sonucu ülke bir türlü huzuru bulamıyor.

Öğlen saatlerinde İstanbul’dan ayrılan uçağımız iki saat sonra Beyrut’un 8 kilometre uzağında bulunan Refik Hariri Uluslararası Havalimanına varıyor. Uçaktan indikten sonra pasaport kontrol noktasına ulaşmak sadece 100-150 metre kadar sürüyor. Pasaport kontrol noktasından 50 metre ilerde solda bagajlarin alındığı bantları görebilirsiniz. Hava limanı oldukça küçük ve bir döviz bürosu aramakla vakit kaybetmemenizi öneriyorum. Beyrut’ta Lübnan lirasının yanı sıra Amerikan doları da yaygın olarak kullanılıyor. Ödemelerinizi Amerikan doları olarak yapıp para üstünüzü Lübnan Lirası olarak alabilirsiniz. Serbest kur sisteminin bulunmadığı ülkede bir amerikan doları 1500 Lübnan lirasına eşit. Şehir içi alışverişlerinizde kredi kartı kullanmak isterseniz kasiyerin size dolar mı yoksa Lübnan lirası mı demesine şaşırmayın. İsterseniz Lübnan lirası, isterseniz de dolar olarak kredi kartınıza yansıtılabiliyorlar. Ancak kedi kartı ile yapılacak ödemeler için Türk bankaları önce Amerikan dolarına, sonra da Amerikan dolarını Türk lirasına çevirerek yansıtacaklarından kur farkı oluşması muhtemel. Bu yüzden kredi kartı ile yapılacak alışverişlere dolar üzerinden yapılmasını tavsiye ediyorum.

Bagaj alım noktasına hemen karşısında çıkışları göreceksiniz, taksilerin beklediği alanın üstünde de açık otopark bulunmakta. Hava limanından Beyrut’un şehir merkezine ulaşmak için çok fazla seçeneğiniz yok. Ne bir toplu taşıma ne de bir otobüs hattı mevcut. Taksiler 25 dolar gibi sabit bir fiyat istiyorlar. Eğer Beyrut’a gelmeden önce sizi hava limanından karşılayabilecek bir taksi şirketi veya bir turizm acentesinden rezervasyon yaptırırsanız 18 20 dolar arasında bir ücret karşılığı hava limanından alınmanızı sağlayabilirsiniz.  Bunların dışında biraz daha zahmetli ve ucuz bir yöntem daha var. O da hava limanının çıkışından bir kilometre kadar yürüyerek tabelası bulunan bir taksiyi çevirmek. Bunların dışında uber uygulamasını kullanarak da sabit bir fiyata hava limanından şehir merkezine ulaşmak mümkün ancak bu araçlar da sizi hava limanından aldıklarında 18 dolar gibi sabit bir ücret istiyorlar. Beyrut’tan hava limanı için ise aynı yöne 15 USD’ye gelebilirsiniz.  Yurt dışında Uber kullanımı ile ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Ben Uberden çağırdığım bir aracı kullanarak hostelime ulaştım. Özellikle az gelişmiş ülkelerde taksicilerin çeşitli yöntemlerle sizden fazladan ücret aldığı hepimizin bildiği bir gerçek. Uber kullanarak en azından bu tarz dolandırıcılıklara yakalanma ihtimalimiz azalıyor.

Beyrut trafiği İstanbul’u aratmayacak cinsten. Dikkatsizce araba kullanan şoförler sürekli çalan kornalar, sağdan-soldan dikkatsizce geçen motosikletler, daracık sokaklar, trafik lambalarının eksikliği, Beirut trafiğini içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Ayrıca çıkmaz sokakları, düzensiz yapılaşması ve benzeri sebeplerle yürürken bile yolunuzu kaybetmeniz mümkün. Bu yüzden sokaklarında en çok zorlandığım ülkelerden biri oldu.

Yurt dışı internet paketi de bu ülke için yetersiz. Bu kadar yakın olmasına rağmen MB başı para ödemek zorunda kaldım. Lübnan’da içerisinde 1 GB internet olan bir hat satın almak istediğinizde bile 50 doları gözden çıkarmanız gerekiyor. Şehir her yönden pahalı. Fikir vermesi açısından Starbucks’ta bir makiyato yaklaşık 18 TL. Sokak arasında satılan pizza, sandviç yemiyor iseniz, eli yüzü düzgün bir lokantada 15-20 dolardan aşağıya doymanız mümkün değil. Kişi başı günlük turlar 80 dolardan başlıyor, bir taksiyi günlük kiralamak isterseniz 100 dolardan aşağı yok. Oteller, pansiyonlar 25 dolardan başlarken, sahil kenarında sıradan bir otel 150-200 dolardan başlıyor. Sırt çantalı bir gezgin için konaklaması, gezmesi en pahalı şehirlerden biri.

Hostelime geçtikten sonra fazla geç vakte kalmadan dinlenip, yarın için zinde olmak istiyorum. Hostelimi internetten ayarladığımda Meryem diye bir arkadaşla yazışmıştık. Hostelde de beni o karşılıyor, merhaba diye söze girip türkçe devam ediyor. İstanbulda birkaç yıl çalışmış, bundan sonraki konuşmalarımızı türkçe yapıyoruz. Hostelin geceliği 20 USD, şehir merkezine de yaklaşık 5 km uzaklıkta. İlk gün yürüyerek ulaşmayı denedikten sonra, havanın sıcaklığı ve yolların yürümeye pek müsait olması beni bundan vazgeçiriyor. Uber kullanmaya devam ediyorum. Belki de Beyrut’ta tek ekonomik şey. Merkeze 4-5 USD’ye ulaşabiliyorum.

Ertesi gün tüm zamanımı Beyrut’a ayırıyorum. Kahvaltı pek sorun olmuyor. Her koşe başında hamur işi yapan pastane ve fırına rastlamak mümkün. Ayaküstü yapacağınız bu tarz bir kahvaltı yaklaşık 3-4 dolar tutuyor.K kahvaltının ardından  ilk işim katılmak istediğim  Baalbek ve Byblos tutlari için rezervasyon yapmak. Hotelde kalıyorsanız tur ayarlamak daha kolay. Ancak hostelde kalıyorsanız bunlarla kendiniz uğraşmanız gerekebilir. “Nakhal” adındaki seyahat firmasını gelmeden önce internetten araştırmış ve iletişim bilgilerini almıştım. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra ofislerine ulaştım. Pek profesyonel olmadığını söylemeliyim. Sadece adımı ve telefonunu yazıp hotel dışında servislerinin olmadığını, yarım saat önce ofislerinde hazır olmamı söylediler. Ofisi bulana kadar yaptığım yürüyüş Beyrut hakkında da pek çok bilgi edinmek sağladı. Öncelikle yollar dar ve karışık. Navigasyonda çok verimli olarak kullanılmıyor. Genellikle ana yolları takip etmeme rağmen kaldırım ya yürümeye yer yok ya da araçlar tarafından işgal edildiğinden trafik tarafından yürümek zorunda kalıyorsunuz. İstanbul trafiğini arayacaksın deseler Beyrut’u görene kadar inanmazdım. Çoğu kez çifte park etmiş araçların arasından yürümek zorunda kalıyorsunuz.

Diğer bir konu toplu taşıma. Sadece üzerinde numaraların yazdığı minibüsler gördüm. Onlar da şehir merkezi ve ana caddelerde mevcut. Belediye otobüsü diye bir kavram yok. Taksiler şehrin genel fiyatlarına nazaran uygun sayılır. Yürürken sürekli korna çalan ve taksi diye seslenen şoförleri bir süre sonra duymazdan gelmeye başlıyorsunuz. Ben kısa mesafeleri yürüdüm, 4-5 kmlik yerlere de Uber kullanarak gittim, genellikle 4-6 usd arası ücret ödedim. Uber kullanıyorsanız taksi plakasının doğru olduğundan emin olup, gideceğiniz yerin fiyatını önceden hesaplatarak ona göre  binmeniz de yarar var.

Uberden bahsetmişken, internet sıkıntısından da bahsetmek istiyorum. Ülkemize bu kadar yakın olmasına rağmen pahalılık burada da kendini gösteriyor. En büyük operatör bile buraya uygun paket yapmıyor. Megabayt başına 10 tl ücret istiyor. Bu konuya özellikle dikkat etmenizi öneririm. Konuşma ve SMS paketi ise ayrıca ücrete tabi. Lübnan’in iki Telekom firması var. 500 megabaytlık paket almak için 10 doları gözden çıkarmalısınız. İşin kötü tarafı hava limanında 50 dolarlık yüksek paketin satılması. Şehir içinde ise sim kart satan yerler oldukça sınırlı. Ben genellikle oturduğum ve dinlendiğim mekanların internetini kullandım. Ayrıca Starbucks ve McDonolds gibi restoranlarının farklı şubelerinde de aynı üye adı ve şifreyi kullandıklarını farkettim. Yol üzerinden geçerken bile bu şekilde yararlanmak ve Uberi kullanmak mümkün oldu. Uber için taksiyle buluşuncaya kadar internetinizin olması yeterli. Hatta internet bulunan yerin dışında merkezi bir yere işaret koyarak ve arabanın plakasını bilerek aracı orada bekleyebilirsiniz. Yolculuk bittiğinde ücret internet bağlantınızın olup olmamasından bağımsız olarak kartınızdan çekilebiliyor.

Gün içerisinde gittiğim ilk mekan Peageon Rocks, Guvercin Kayalıkları ya da yerel ismiyle Raouche Rocks. Aslında pek bir esprisi olmayan bir yer ancak sahil kenarında yürüyerek şehir merkezine ulasabileceğim için başlangıç noktası olarak burayı seçtim. Yüksek bir noktada izleyebileceğiniz bir birinden ayrık iki kayanın bulunduğu bir yükselti burası. Etrafının oldukça pis ve tekinsiz olduğunu söylemeliyim.

Bu noktada binaların şehrin kalanından tamamıyla farklılaştığını görecek ve fiyatlarının yüksek olduğunu düşüneceksiniz. Haklısınız da, şehir merkezine doğru oldukça yeni ve lüks binaları görüyoruz. Çok sıkı güvenlikleri bulunuyor. Merkeze doğru bu evlerin alt katlarındaki dükkânlarda dünyaca ünlü markaları görmeye başlıyoruz. Muhtemelen Orta doğunun Paris’i unvanı da buradan geliyor.

Sahil boyunca bir kaç özel tesis, yat limanı ve denize girmenin kolay olmadığı kayalık bir sahil göreceksiniz. Sahili yüzmek için pek müsait olmasa da hava güzel ise bu kayalıkların üzerine uzanıp denize girenler bulunuyor. Sahil hattı İzmir ve Antalya’yı hatırlatsa da, tesis ve imkanlar bakımından yanına bile yaklaşması mümkün değil. Sahil boyunca karşılaşacağınız önemli mekanlardan biri Amerikan üniversitesi olacak. Dışarıdan pek bir özelliği olmamakla birlikte içeri girenlerin kampüsle ilgili güzel yorumlarını internette görmek mümkün. İçeriye girmek için ana girişteki güvenlikten ziyaretçi kartı almanız gerekiyor. İlgimi çekmediğinden ben girmedim.

Beyrut Souks tabelalarını gördüğünüzde şehir merkezine geldiğimizi söyleyebiliriz. Souk anladığım kadarıyla çarşı demek. Aslında bildiğimiz avm ancak benzetmek gerekirse İzmir’deki Forum Avm yada İstanbul’da ki Zorlu Avm’ye benzetebiliriz. Sıradan bina kompleksinden çok yatay olarak uzanan bir birine bağlı dükkanlar olarak düşünebiliriz. İçerisinde oldukça lüks mağazalar, restoranların dışında posta ofisleri ve çeşitli iş yerleri bulmak mümkün. Akşamları Beyrut’luların buraya oldukça fazla rağbet gösterdiklerini söyleyebilirim.

Yine şehrin tam kalbi şehitler anıtı ve tam karşısında Muhammed Al Emin Cami. Aslında burada görülmesi gereken yegane yer burası bence. Geceleri ışıklandırması çok güzel görünüyor. Tam karşısında inşaat mı yoksa tarihi eserlerle ilgili bir kazı mı yapılıyor tam çözemedim bir çalışma var. Meydanın güzelliğini bozuyor.

Muhammed Al-Emin Cami’nin hemen arkası meclis ve çeşitli devlet binalarının bulunduğu cadde. Neredeyse tüm girişleri barikatlarla çevrili ve askerlerin kontrol noktaları var. İzin alıp içeriye giriyorum. Saat kulesinde güvercinlere yem veren bir adamla biraz laflıyoruz. Meydanın neden boş olduğunu ondan öğreniyorum. Ülkenin uzun yıllardır iç savaşlarla çekişmelerle dolu olduğunu daha önce söylemiştim. Refik Hariri‘nin öldürülmesinden sonra da bombalı saldırılar arada sırada devam ediyormuş. Devlet kurumlarına ve politikacılarına saldırı düzenlenmemesi için araç trafiğine kapatılmış. Hafta içi gezdiğim için de pek fazla insan yok. Fotoğraf çekmek için ideal koşullar.

Ülkenin çok katmanlı yapısı ile beraber, Fransızların buradan ayrılırken bıraktığı çarpık politik sistem halen sorunlara yol açıyor. İnsanlarla konuşurken bu konudaki serzenişlerini görebiliyorsunuz. Çarpıklıkla ilgili güzel bir örnek vermem gerekirse, ülkede Cumhurbaşkanı, nufüs oranı olarak 2.sırada olan Maruni Hristiyanlardan, Başbakan sayıca üstün olan Müslümanların Sünni mezhebinden, Meclis Başkanı da Şii mezhebinden olmak zorunda.Ülke politikası hakkında daha fazla bilgi için şu makale okunabilir.

Buralarda akşamı yaptıktan sonra akşam yemeğini yemek için mekan arayışına girdim. Sahil boyu restoranların çok pahalı olduklarından bahsetmiştim. Bütçeniz benim gibi kısıtlı ise, yine de kaliteli yerel restoranları bulmak ve yemeklerini tatmak istiyorsanız tripadvisor bu konuda oldukça başarılı. Yakınınızda olan restoranları bulduktan sonra filtreden ekonomik olanları seçerseniz, bütçenize uygun restoranı da bulmuş olursunuz. Yeniden keşfetmeye hiç gerek yok, sizden önce birileri buraları mutlaka denemiştir. Ben de bu program yardımıyla bulduğum “Le Chef” isimli bir lokantaya yöneldim. Meydana 10 dakika yürüme mesafesindeydi. İsmine bakıp aldanmayın, aslında mahalle arası esnaf lokantası gibi bir yer. 4-5 masanın olduğu zorlasanız 25-30 kişinin ancak bir arada yemek yiyebileceği bir yer. Ancak içeride yerli bir kişi bile yok. Sahibi herkesle ayrı ilgileniyor herkesin nereli olduğunu tahmin etmeye çalışıyor ve giderken sizin dilinizde uğurluyor. Üzerinde kıyma olan humus, tavuk ve kırmızı et karışımı ana yemek, yanında kuskus ve yeşillikler, tatlı ve içecek siparişim yaklaşık 15 dolar gibi bir rakam tuttu. Bize göre pahalı olmakla birlikte buranın standardına göre oldukça uygun. Ben genelde böyle yerlere bir kez gelir, diğer zamanlarda mahalle aralarında daha uygun fiyata idare etmeye çalışırım. Ne de olsa uzun bir seyahatte en önemli maliyet kalemlerinden biri özellikle de dikkat edilmezse yemek olabiliyor.

Akşam yemeğinden sonra kaldığım hostele doğru yürümeye çalışıyorum ancak 3 km’lik yol bitmeyecek gibi görünüyor. Ben de yoldan bir taksi çevirip gitmeye karar veriyorum. Bu arada Uber kullanmıyorsanız taksicilerle binmeden önce pazarlık edin, taksimetre kavramı pek yok. Dedikleri fiyatın ¾ ünü kabul ediyorlar genellikle. Yoldan çevirdiğim taksici günün süprizini yapıyor bana ama iyi anlamda. İnternet kullanmadığımdan kaldığım yere yakın Ermeni Kilisesinin ismini veriyorum. 60’larına merdiven dayamış hafif tombul amca da kırık ingilizcesiyle “biliyorum oraları, Ermeniyim ben” diyor. Ben de şaka yollu “o zaman ben sana nereli olduğumu hiç söylemeyeyim diyorum. Kafasını bana doğru kaldırıp yüzüme bakarak konuşmaya başlıyor. Bu kez Türkçe kelimelerle” Türk müsün?’ diyor. Ondan sonra tatlı muhabbetimiz başlıyor. Burada doğmuş büyümüş, anne babasından Türkçeyi öğrenmiş ama inanın benden iyi konuşuyordu. Türkiye’ye hiç gelmemesine rağmen nasıl bu kadar güzel konuşabildiğine hala şaşıyorum. Varacağımız yere çoktan gelmiş olmamıza rağmen arabayı kenara çekip konuşmaya devam ediyoruz. Konuşmanın sonuna doğru iyice açılıyor amcamız ve hafiften küfürler de ağzından çıkmaya başlıyor. Sanki birbirimizi uzunca bir süredir tanıyormuş gibi süren konuşmamız birbirimizin telefonunu almamızla son buluyor. İstanbul’a gelmeyi çok istiyormuş, orada görüşmek için sözleşiyoruz. Ayrılırken bizden beklenen bir hareketle para almak istemiyor, ısrar ediyorum. İşte gezmeyi güzel yanlarından biri, kiminle nerede karşılaşacağınızı hiç bilemiyorsunuz. 

Yarın yerlilerin Saida, yabancıların Sidon dedikleri eski bir sahil kasabasına yolculuğum var, erkenden yatıyorum.

               

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.