Bosna Hersek seyahatimizin 3. günündeyiz. Dün Mostarda’ydık. İlgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Sabah 08:30’da kalkıp çantalarımızı topladık ve hostelden ayrıldık. Aşağıda Celal abi bizi bekliyormuş. Dün akşam yemek yediğimiz Şerif abinin yerine gidip börek yedik ve yola çıktık. Bu arada, Zubeyr duş alırken Mesut’la birlikte, Mostar Başkonsolosunu tanıyan bir arkadaşının selamını iletmek üzere hostele 50 metre mesafedeki konsolosluk binasına gittik. Konsolosluk henüz açılmamıştı. Travnik’e giderken Celal abiyi bırakmak üzere tekrar Mostar’a uğrayacağımız için, konsolosu dönüşte ziyaret ederiz dedik.

Neyse, kahvaltıdan sonra arabaya atlayıp Blagaj’a doğru yola çıktık. Blagaj, Mostar’a 15 km mesafede bulunan küçük bir yerleşim yeri.  Blagaj’ı önemli kılan özellik, ünlü Alperenler Tekkesi. Blagaj’a girip aracımızı park ettik ve tekkeye doğru yürümeye başladık. Tekke, bölgenin 1465 yılında Osmanlının eline geçmesinden sonra inşa edilmiş. Başta Bektaşi tekkesi olarak yapılan bina, sonraları Nakşibendi tekkesi olarak kullanılmaya başlanmış. Tekkenin 100 yıl önce yıkılan imarethane ve misafirhane bölümü bir Türk firması olan Fidan Turizm tarafından aslına uygun olarak restore edilmiş ve yine aynı firma tarafından işletme hakkı 33 yıllığına devralınmış. Tekkeye girmek için önce imarethane ve misafirhane binasının içinden geçmek gerekiyor. Girişte hediyelik eşya dükkanı var ve binanın üst katı restoran olarak işletiliyor. Tesisin işletmecisi Halil İbrahim Bey’le ayaküstü sohbet edip tesis ve tekke hakkında bilgi alıp tekkeye geçiyoruz.

 

 

Tekkenin kurulduğu kayalık tepenin dibindeki bir mağaradan Neretva Nehri’ni besleyen kollardan biri olan Buna Nehri doğuyor. Birkaç yıl önce bir araştırma ekibi bu mağaranın haritasını çıkarmak için kaynağa dalmış ama dalgıçlardan biri çıkamamış. Bu olaydan sonra mağaraya girilmesini (daha doğrusu dalınmasını) yasaklamışlar.

 

Buna Nehri, dünyada tek bir kaynaktan çıkan en büyük nehir olma özelliğini taşıyormuş. Söylenene göre saniyede 4 milyon litre su çıkıyormuş kaynaktan. Tekkenin hemen karşısında çok güzel ve doğal dokuya kesinlikle zarar vermeyen restoranlar var. Bu restoranlardan birinin yanında kaynaktan gelen su akıyor. Garsonlardan bir bardak rica ettik ve o buz gibi akan sudan içtik. Bu arada, en başta söylemem gereken şeyi şimdi söyleyeyim; Allah, Blagaj’ı özenerek yaratmış. Burası cennetten bir köşe gibi. Güzelliğini tarif edecek kelimeler bulamıyorum. Dünya üzerinde bu kadar güzel ikinci bir yer olduğundan şüpheliyim. Mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken bir yer.

 

 

Neyse; Mesut, Zubeyr ve Celal abiyle birlikte tekkeye geçtik. Tekkenin girişinde, sağda, suyun içine kadar inen 6-7 basamaklı bir merdiven var. Zubeyr ile birlikte merdivenin en alt basamağına inip Buna Nehri’nin kaynağında abdest aldık. Su o kadar güzeldi ki, atlayıp yüzmemek için kendimi zor tuttum. Gerçi yanımda havlu ve mayo olmaması suya girmememde en önemli etkendi. Tedarikli olsaydım kesin girerdim. Burada 15-20 dakika kadar suyla haşır neşir olduktan sonra tekkeye çıktık. Çok büyük bir yer değil. Birkaç odası, tuvaleti, küçük bir hamamı ve zikir odaları var. Zubeyr ile birlikte bu odalardan birinde ikişer rekat namaz kılıp tekke binasından çıktık ve aşağıdaki açık kafede çay içip Blagaj’dan ayrıldık.

Sıradaki durağımız, Blagaj’a yaklaşık 25 km mesafedeki Pocitelj’di. Bosna Hersek’te hız sınırı Türkiye’ye göre düşük olduğu için, yarım saatlik yolculuğun ardından Pocitelj’e vardık. Neretva Nehri’nin kenarına kurulmuş olan Pocitelj’in en önemli özelliği bir kale kent olması. Burası kayaların üzerine kurulmuş köylerden oluşan bir kasaba diyebiliriz. Coğrafi konumu nedeniyle zapt edilmesi oldukça güç bir istihkam.

Pocitelj’in girişinde hediyelik eşta satan ufak tefek dükkanlar ve tezgahlar var. Bu tezgahlardan birinin sahibi olan Münire teyzeye rastladık. Münire teyze Boşnakça’dan başka dil bilmediği için el kol hareketleriyle ve Boşnakça ile Türkçe’deki ortak kelimeleri kullanarak sohbet ettik. Münire teyzenin üç oğlu varmış. 16 yaşındaki en küçük oğlunu Sırplar öldürmüş. Bana bunu anlatırken sanki oğlunun ölüm haberini yeni almış gibi dudakları titremeye başladı, gözleri doldu. Zaten o günleri yaşamış herkesin yüzünde aynı ifadeyi gördüm. Her ne kadar anlamaya çalışsak da, ateş düştüğü yeri yakar. Bu güzel insanlara yaşatılan acıyı, içselleştirecek kadar anlamamız mümkün değil.

Münire teyzeyle birbirimize sımsıkı sarıldık ve elini öptüm. Sonra hep birlikte Pocitelj’in en yüksek noktasına, Macar Kralı tarafından Osmanlı akınlarından korunmak için inşa edilen kaleye çıkmaya başladık. Sonraları Osmanlı, burayı ele geçirmiş ve kaleyi daha da güçlendirmiş. Kaleye giderken bir caminin yanından geçtik. Celal abi burada ikindi namazını kılarken biz de fotoğraf çektik. Elbette bu camii de savaşta hasar görmüş ve sonradan onarılmış.

 

Caminin hemen yanında Uluslararası Sanat Kolonisi bulunuyor. Burayı da bir görelim dedik. Eksik olmasın, koloninin yetkilisi olan arkadaş bize detaylı bilgiler verdi. Burası 1964 yılında kurulmuş. Yılın belli zamanlarında dünyanın pek çok ülkesinden ressam, heykeltraş, oyuncu, sanat eleştirmeni vb. buraya gelip, belirlenen program kapsamında, yine dünyanın farklı ülkelerinden gelen katılımcılara eğitimler veriyor. Biz ziyaret ettiğimiz esnada çocuklara yönelik bir program devam ediyormuş. Bu nedenle farklı ülkelerden çocuklar gördük. Koloni, savaş sırasında ağır hasar görmüş ancak 2003 yılında onarılıp yeniden hizmete açılmış.

Sanat kolonisinden ayrılıp kaleye tırmanmaya devam ettik. Çok dik bir yol olduğu yorgunluktan pestilimiz çıktı. Nihayet kaleye varınca, kuleye çıkmadan önce 5-10 dakika soluklanıp fotoğraflar çektik. Manzarası tabii ki kelimelerle tarif edilemeyecek kadar güzel. Kısa bir molanın ardından, dik ve dar merdivenlerden kuleye çıktık. Burada Türkiye’de gelen 4-5 kişilik bir grupla karşılaştık. Kulede yarım saate yakın vakit geçirip Türk arkadaşlarla sohbet ettikten sonra Pocitelj’den ayrıldık.

Rotamızın sıradaki durağı, Pocitelj’e 20 km mesafede bulunan Kravice şelalesiydi. Kah tabelaları takip ede ede, kah insanlara sora sora (bir ara kaybolduğumuzu sandık) 45 dakika kadar süren yolculuğun ardından Kravice şelalesine ulaştık. İnsanı görür görmez çarpan, dünyanın en güzel yerlerinden biri. Suyun sesi ve ortama yaydığı serinlik, insanı bambaşka yerlere götürüyor. Arabamızı park edip aşağıya, şelalenin aktığı yere doğru yürümeye başladık. Blagaj’da içimde kalan suya girme duygusu burada yeniden nüksetti. Bu sefer kararlıydım, kesin suya girip yüzecektim. Hatta bende havlu olmadığı için Zubeyr’nin havlusunu yanıma aldım. Sezon bittiği için olsa gerek, aşağıda bizden başka 6-7 kişi daha vardı. Su çok berrak, tertemiz… Giysilerimi çıkarmadan atlayacaktım suya neredeyse. Zubeyr ile yaptığımız kısa süreli “girelim mi, girmeyelim mi” tartışmasından (zira mayomuz yoktu ve iç çamaşırla da girilmezdi) “girmeyelim” sonucu çıkınca bu planımızdan vazgeçtik.

 

Şelalede bir saat kadar vakit geçirip bol bol fotoğraf çektik ve o gece konaklayacağımız Travnik’e gitmek üzere yola çıktık. Bu arada, şelaleden ayrılıp arabaya doğru yürürken Celal abi “gençler benim belli bir gezi planım yok, sizin de planınızı bozmak istemem ama yanlış anlamazsanız ben de size katılayım, gittiğiniz yerlerde birlikte takılırız” dedi. Mesut ve Zubeyr’in onayıyla bu teklife olumlu yanıt verdik. Ancak bize katılması durumunda en azından benzin ücretine katkıda bulunmasının iyi olacağını söyledim, o da kabul etti.

Travnik’e giderken Mostar’a uğrayıp, sabah görüşemediğimiz Mostar Başkonsolosu Tolga Bermek’i ziyaret ettik ve Mesut’un tanıdığının selamını iletip birer çay içtik. Bize, kalan günlerde ziyaret edeceğimiz yerler hakkında bilgiler verdi. Ardından birlikte hatıra fotoğrafı çektirip vedalaştık. Gitmeden önce bize kartvizitini verdi ve bir sorun yaşarsak kendisini aramamızı söyledi. Tolga Bermek’in yanından ayrıldıktan sonra otogara uğrayıp Celal abinin Saraybosna’ya gitmek için aldığı otobüs biletini iade ettik ve Travnik’e doğru yola koyulduk.

Travnik yolculuğumuz biraz maceralı oldu. Adını şimdi hatırlamadığımız bir yerde yanlış yere sapıp yolumuzu kaybettik. Zubeyr’in telefonunu pili bittiği için GPS’imiz de yoktu. Sora sora bulacaktık artık. Uzatmayayım, fazladan 25-30 km yol katedip 2 saat kadar zaman kaybettikten sonra akşam saatlerinde Travnik’e vardık. Travnik “vezirler şehri” olarak biliniyor. Osmanlı zamanında devlet adamları Travnik’te yetiştiriliyormuş. Bu şehirde 70’ten fazla vezir görev yapmış. Ayrıca Nobel ödüllü Hırvat yazar Ivo Andric de Travnik doğumlu. Travnik’te, çok sayıda Türk öğrencinin de öğrenim gördüğü Uluslararası Travnik Üniversitesi var.

 

Kalacağımız motel yolun kenarında olduğu için bulmak zor olmadı. Motele yetleştikten sonra akşam yemeği yemek üzere çıktık. Şehrin, adını şu an hatırlamadığım ana caddesinde kısa bir tur attıktan sonra, karnımızı doyurmak üzere gözümüze kestirdiğimiz bir köfteciye girdik. Köfteciye girince bizi mükemmel İngilizcesiyle 12 yaşındaki İman karşıladı. Çok sevimli ve inanılmaz bir özgüvene sahip İman hemen siparişlerimizi aldı ve bize masamızı gösterdi. İman’ı karşımdaki sandalyeye oturtup Travnik hakkında birşeyler anlatmasını istedim ve bunu videoya çektim. Bıcır bıcır konuşarak bize yaşadığı kenti kısaca tanıttı. Yemeğimizi yiyip hesabı ödedikten sonra motele geçtik.

 

 

Ertesi sabah şehri tepeden gören Travnik kalesini ziyaret ettik. Kale, Bosna Kralı 2. Tvrtko tarafından yaptırılmış ve 1463 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından ele geçirilmiş. Ardından tamamen yenilenerek tam anlamıyla bir Osmanlı kalesi haline getirilmiş. Kale çok büyük değil, toplamda yarım saat bile harcamadan her yerini görebilirsiniz. Ama Travnik’in muhteşem manzarasını doya doya seyredeyim derseniz akşama kadar gezseniz az gelir. Kalenin girişinde, sağdaki açıklık alanda Hırvat rehber Daniel ile tanıştık. Bize kaleyi tanıttı ve gezdirdi. Tabii birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik.

Bu arada, Celal abi bizden ayrılıp Saraybosna’ya dönmeye karar verdi. Kaleden ayrılıp Celal abiyi Travnik otogarına götürdük. Oradan Saraybosna biletini aldı. Kendisiyle otogarda vedalaşıp Tuzla’ya gitmek üzere yola çıktık.

Yarın Tuzla üzerinden Serebrenica’ya doğru yola devam edeceğiz..

 

                        

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Recep Yılmaz

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.