Podgorica, ismi bile zor telaffuz ediliyor. Karadağ’in başkenti olan kent balkanlar seyahatimin ilk durağı oluyor. Türk hava yolları günde iki kez uçuyor bu ülkeye. Uçağımızda yer yer boşluklar göze çarpıyor.

Uçuş yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Bir saatlik saat farkıyla, 18:20’de kalkan uçağımız 19:00 da Podgorica’ya iniyor. Podgorica’nin etrafı dağlarla çevrili. Uçak İşkodra gölünün etrafından dolaşarak oldukça uzun bir rota izliyor.

Hava limanı oldukça küçük, bir kaç uçak var hangarda. Buraya uçan hava yolu sayısı zaten oldukça az. Ülkenin iki hava limanı var ve iç hat uçuşu diye bir kavramları yok. İndikten sonra pasaport kontrole kadar yürüyoruz. Yaklaşık üç tane banko var. Hızlı bir şekilde ilerliyor sıralar ve kendimi kapıya atıyorum. Sadece bir taksi şirketi var, fiyatlar sabit; 12 euro. Eğer telefon imkanınız varsa şehirden taksi çağırabiliyorsunuz. 5-6 euro tutuyormuş. Ben benim gibi seyahat eden sırt çantalı bulurum diye düşündüm ancak bulamadım. Telefon etmekle de uğraşmak işlemediğimden 12 euro’yu verdim. Şehir çok yakın, 15 dakikalık bir seyahatten sonra otobüs istasyonuna geldim. Bir kaç taksici yolumu keserek, nereye gittiğimi sorup fiyat teklifi yaptı. Budva’ya 25 euro istiyorlar. Muhtemelen 20 euro’ya inerler. 3-4 kişiyseniz düşünülebilir.

Otobüs biraz eski, kişi başı fiyat 6 euro. Yol yaklaşık 80 km ama dağları aşarak ilerlediğinden normalden uzun sürüyor. İlerlerken sağlı sollu küçük köyleri görüyorum. Ülkenin iki büyük kenti arasında ilerlememize rağmen pek bir yaşam belirtisi yok. Hava giderek kararıyor, ancak pek ışık yok ortalıkta. Budva’ya yaklaştığımız yolun eğiminin değişmesinden belli oluyor. Kulaklarımız basınçtan eski haline gelmeye başlıyor. Dağı aştığımızda Budva’nın ışıkları görünüyor. On dakika içerisinde bir yılan gibi kıvrılan yol dağın eteklerine doğru iniyor. Hostelim yerel isimle Stari Grad-Old Town yani eski şehrin içibde. Burası bir kalenin içi. Etrafında yat limanı ve bir plaj var. Kale içinde trafik yok, bir kaç kişinin zor geçeceği yollardan ilerliyorsunuz. İçerisinde küçük mağazalar, restoranlar, müze, bir kaç kilise ve seyir terası var.

Hostelime geç satte yerleşip uyumaya çalışıyorum. Hosteldeki gençler gece 12’ye kadar istediklerini yapabiliyorlar. Gece yarısına kadar uyumak mümkün olmuyor. Sabah erkenden kalkıp hangi turlara katılabilirim diye araştırma yapıyorum. Maalesef sezon daha başlamadığından hostelde tur ayarlayamıyorum. Bana tek kişilik tur öneriyorlar, tabi ki oldukça pahalı.

Kahvaltımı yapmak ve belki bir tur ayarlarım umuduyla şehir içine gitmeye karar veriyorum. Balkanlara gelmişken, böreğin ana vatanında kahvaltıda böreğin iyi gideceğini düşünüyorum. Bosna Hersek’ten de hatırladığım gibi “pekara” aramaya koyuluyorum. Pekara pastane yada fırın demek. Bir tanesinin önüne geldiğimde şehri yarılamış bulunuyorum. Tezgahın camından boşnak mantısı, börek ve bir kaç tatlı çeşidi görünüyor. Bir parça börek ve elmalı turtayla beraber bir meyve suyu alıyorum. Yaklaşık 3 euro tutuyor. Kahvaltı için uygun rakamlar.

Dükkanın masaları olmadığından bir parka oturup gelen geçeni izleyerek kahvaltımı yapıyorum. İnsanlar koşuyor yada yürüyüş yapıyor. Yoldan geçen araçların yayalara yol verişini izliyorum. Bir tek biz de yayalara saygı yok herhalde diye içimden geçirmeden edemiyorum.

Bir kaç tur şirketine daha danıştım. Maalesef ilgimi çekmeyen bir kaç tur öneriyorlar. Ben de biraz daha yürüyüp otobüs durağına giderek oradan bir yerlere giderim diye düşünerek yola çıkıyorum. Garajda Türk bir aileyle karşılaşıyorum. Onlarda yeni gelmişler, Ulcinj’e günü birlik gidiyorlar. Ben de onlarla Sveti Stefan’a kadar gitmeye karar veriyorum. 8 km’lik yol 1 euro tutuyor. Bir sonraki durağım Arnavutluk olacağından onun da biletlerini alıp aradan çıkarmaya karar veriyorum. Karadağ’dan Arnavutluk’un başkenti Tiran’a günde sadece bir otobüs var. O da sabah 08:30’ da kalkıyor. Fiyatı 2016 itibariyle 22.50 euro. Hostellerde 25-35 euro arasında değişen fiyatlara da bulunabiliyor. En az 4 kişilik taksilerle veya talebe göre otobüs ayarlıyorlarmış. Muhtemelen direk gittiklerinden daha hızlı ve sorunsuz olabilir ancak ben yolu uzatarak, dolaşarak gitmeyi tercih ediyorum.

Sveti Stefan Budva’ya 8 km uzaklıkta. Karadağ ile ilgili arama yapınca muhtemelen ilk karşınıza çıkacak resimler bu adaya ait olacaktır. Ana karaya bir köprü ile bağlı, adanın etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş. Adanın tamamı bir otel işletmesi tarafından satın alınmış. İsterseniz ada içerisinde de konaklayabilirsiniz. Ben kazara Sveti Steran’a 1,5 km kala inmişim otobüsten, ama iyi oldu. İndiğim yerden az ileride bir koru başlıyormuş, güzel manzaralar ve deniz eşliğinde Sveti Stefan’a yürüyerek vardım. Fotoğraflarımı çektikten sonra, sahildeki bir restoranda kahvemi içip, dönüş yolunu tuttum.

Öğlen gibi tekrar Budva’ya döndüm. Aslında öğleden sonra denize girerim diye düşünüyordum ama hava bozdu ve biraz yağmur yağdı. Ben de Stari Grad- Eski Budva’yi gezmeye karar verdim. Burası yat limanının hemen yanındaki surlarla çevrili bölge. Şehir çok eskiden bu bölgede kurulmuş. Surların içerisinde küçük butik dükkanlar, kilise, bir kaç kafe-restoran ve bir kaç hostel var. Surların denizle buluştuğu nokta bir çeşit müzeye çevrilmiş. Girişte 2 euro isteniyor. Şehri biraz yüksekten görmek için değer.

Eski şehrin az ilerisinde plajlar var. Çok küçükler ama ücretsizler ve güzel konumdalar. Şehrin icerisinde olan plajlar genellikle restorant ve kafelere kiralanmış, sezlonglar için para vermeniz istenebilir.

Akşam üzeri sahile yakın bir kaç restorana bakıp ayak üstü yemeğe karar veriyorum. Yemek kültürü bize yakın, döner, pizza, kebap ve dürüm çeşitleri, meşhur cevapcici ve akşam bile olsa börek bulmak mümkün. Fiyatlar yine oldukça ekonomik. Sahildeki bir restoranda değilseniz, 4-5 euro yetecektir. Sahilde gördüğüm fiyatlar, çorbalar 2-3 euro, ana yemekler 10-15 euro, içecekler şişe almazsanız 3-5 euro. Sahildeki restoranlar daha çok deniz mahsulü veya avrupai tarzda yemekler servis ediyor.

Akşam yapacak fazla bir şey bulamıyorum. Hazirandan sonra, buranın yüksek sezonunda sahile yakın konumlanmış, gece kulüpleri mevcut. Müzik yasağı da olmadığından sabahlara kadar müzik ve eğlence vaat ediyormuş. Benim bulunduğum dönemde tadilattaydılar.

Yarın tam günümü Kotor’a ayırmaya karar verdim. Şimdiye kadar dinlediğim hikayeler, değeceği yönünde.

 

               

Yazar Hakkında Tüm Yazıları Göster

Mesut Toker

1 YorumYorum Yaz

Cevap Ver

E-Posta adresiniz herkes tarafından görüntülenmeyecektir.